Aslında vazgeçmedim. Sadece uzlaşmayı öğrendim.
Pek çok insanın ortak sorunudur kilo takıntısı. Dış görüntüyü çok önemseyen bir ırk insan ırkı malum. Millet de şu Victoria's Secret meleklerini izleye izleye zayıflık aşığı olmuş. N'apalım? Kilomuza takmayalım da n'apalım ha???
Hele ki, çocuğunu saray mensuplarına özenerek büyütmeye çalışan bir orta sınıf aileden geliyorsak, bu takıntıya nasıl yenik düşmeyelim?
Kendimden örnek vereyim:
3 yaşından beri bale yapmaya özendirirdi annemler beni. Yapım hep kaslı ve esnek olduğu için yeteneğim de vardı, severdim de dans etmeyi. Ama annem beni çok güzel beslemiş n'apiyim? Gocumandım. Güçlü ve gocuman. Bale hocalarım da hep beni bir kenara çekip: 'Çok yeteneklisin, bizim stüdyoda devam etmeni çok isteriz. Ama biraz kilo ver...' der dururdu.
Bunu 5-6 yaşlarında minnak bir kız çocuğuna söylediklerini hayal edin.
Sonra büyüdüm, boy attım. İnce belli, basenli, tipik bir Türk kızı oldum. Kimilerince 'manken gibi', kimilerince 'koca götlü', kimilerince 'güçlü'ydüm. Ama illa bir sıfatım vardı. Bana söylenmeyen tek sıfat: 'zayıf' idi. Ve nedense etrafta imrenilen kızlar hep 'zayıf' olan kızlar olurlardı. Bilek güreşinde herkese yenilen, bir şey taşımak için hep yardıma ihtiyaç duyan kızlar.
İmrenilmeyi kim istemez?
Zayıf olmak istedim. Kabul ediyorum, hep aklımın bir köşesinde bir merak konusuydu zayıf olmak. Ama gerçekten zayıf olmak, benim gibi güçlü yapıda biri için kolay mıydı?
Hayır... Hiç değildi...
Ciddi bir motivasyona ihtiyacım vardı.
Bir değil, 5 değil, 10 değil... Bol bol motivasyona ihtiyacım vardı hatta.
Bol bol motivasyon kotamı nihayet doldurdum.
1 yıl, kendini kaldırmak için bile yardıma ihtiyaç duyan o zayıf kızlar kafilesine girdim.
BAŞARDIM!
Ve ne biliyonuz mu...
Sıkıldım!
İnsanlardan yardım almak güzel bir şey. Ama sevdiklerinizden yardım almak daha da güzel bir şey...
Hele ki en sevdiğinizden!
Bu dönemimde çok ders aldım. Aldığım en mühim ders ise şuydu: 'Seni en çok sen seversin!'
Fark ettim ki, en çok hoşuma giden yardım, benliğimden gelen yardımmış.
Çok da bullshit yapmak istemiyorum. Kıssadan hissemi veriyorum: Kendine yetmek harika bir şey. (Evet, yazının sırf bu kısmı, bundan önceki koca romanımı özetliyor. Nihahahahaha. Kandırdııııımm)
Tartılmaktan vazgeçtim. Kendimi iyi hissettiğim sürece de tartılmayı pek düşünmüyorum. Şu aralar anacığıma söz verdim 2 haftada bir tartılacağıma dair. Bir tek onu yaparım. O da belki...
Ama günlük aldığım kaloriye dikkat ediyorum.
Benim gibi 50 kg ağırlığında ve aktif (haftada ortalama 5 kez spor yapan) biri için kilo vermemek adına minimum günlük kalori alımı: 110 lbs (50 kg'ın pound karşılığı) * 14=1560 ile 110*16=1760 imiş. (Buradaki 14 ve 16, kilo kontrolü için gereken katsayı oranı). Yani benim kilo vermemek için ortalama her gün 1800+ kalori tüketmem gerekiyor. Şimdilik kendime koyduğum hedef de bu zaten. Son derece yapılabilir bir şey olsa gerek;)
İyi gecelerr:))
17 Temmuz 2015 Cuma
VÜCUT YAĞ ORANININ İÇİNE ETMEDEN 6-PACK YAPMAK İSTEYENLERE: GÖBEK VAKUMLAMAK
Yanlış anlamayın, gidip de liposuction kuyruklarında heba olun demiyorum.
Sadece benimle aynı hataya düşmeyin, karnınızda baklava görmek istiyorsanız vücut yağ oranınızı %5-6'lara indirmek gibi acımasız yöntemlerin alternatifi olarak bu yeni 'kas çalışma' tipini öneriyorum.
'Stomach vacuum' İngilizce'si oluyor. Gerçekten karın kaslarını çalıştırıyor ve rectus'lara çok iyi geliyor.
Buyrunuz:
Sadece benimle aynı hataya düşmeyin, karnınızda baklava görmek istiyorsanız vücut yağ oranınızı %5-6'lara indirmek gibi acımasız yöntemlerin alternatifi olarak bu yeni 'kas çalışma' tipini öneriyorum.
'Stomach vacuum' İngilizce'si oluyor. Gerçekten karın kaslarını çalıştırıyor ve rectus'lara çok iyi geliyor.
Buyrunuz:
EID AL-FITR!
Kendime bayram gibi mutlu haberlerim var.
Bu hafta, kendime koyduğum kurallara neredeyse tamamen uydum. Artık her haftamı 3 puan üzerinden değerlendirmeye karar verdim. 3 puana başarılı, 2'ye eh işte, 2'nin altına zayıf puan diyeceğim.
Haftamı şu şekilde özetleyeyim:
-Kardiyo ile ilgili 2 alt maddem vardı:
-Kardiyoyu bu hafta 4 kez yaptım. Bugün bayram ne de olsa. Aileme ve sevdiklerime ayırmaya karar verdim bugünü o sebeple. Yarın vakit bulabilirsem koşarım biraz. Onu da belki yaparım, belki yapmam. Ama kas çalışmayı düşünmüyorum bu hafta daha fazla. Kendime maksimum haftada 5 kardiyo demiştim. O yüzden bu maddeden kendime +1 veriyorum :))
-Yaptığım kardiyoların 4'ünü max 20 dakika, 1'ini 20 dakikanın üzerinde tutacağımı söylemiştim. Kardiyolarımı bu hafta 25 dakika olarak yaptım. Neden bilmiyorum. 20 dakikaya da indireceğim günler gelecek elbette ama. O yüzden bu konuda kendime -1 puan veriyorum.
-Bana verilen el emeği tüm ikramları kabul ettim. Hatta bugün annemden ekstra tabak bile istedim. (N'apiyim? Kadın çok güzel yapmış!) Bu maddeden kendime +1 veriyorum:))
-'Her güne 1 Magnum' kuralına uydum. Sadece 1 gün Magnum yerine Cornetto alasım geldi. Ehh, ikisi de Algida'nın; kardeşler... O maddeden de kendime +1 veriyorum.
Şimdiiii istatistiklere geçelim:
-Kardiyo: 0
-Yemek:1
-Tatlı:1
-Bu haftanın puanı 0+1+1=2=eh işte!
Ben bu hipotalamik amenore'yi yeneceğim ya! (Demin anacımdan güllaç istedim. Bu haftaya 'başarılı' mı desem? Neyse hade hade... Azıcık notu kıt hoca modunda oliyim, daha karizmatik oluyomuş o tip hocalar;) )
Dakikalar sonrasından edit: Annem bana ikinci güllacı isteyip istemeyeceğimi sordu. Benden cevap: 'Yok yaa... Çok da abartmiyim...' Bu hala iyileşemedim mi demek:S Ama yok yaa, kadın gocuman güllaç koymuş yani, şiştim sonrasında da... Neyse amaaan çok da düşünmeye gerek yok.
He bu arada iyi bayramlar;)
Bu hafta, kendime koyduğum kurallara neredeyse tamamen uydum. Artık her haftamı 3 puan üzerinden değerlendirmeye karar verdim. 3 puana başarılı, 2'ye eh işte, 2'nin altına zayıf puan diyeceğim.
Haftamı şu şekilde özetleyeyim:
-Kardiyo ile ilgili 2 alt maddem vardı:
-Kardiyoyu bu hafta 4 kez yaptım. Bugün bayram ne de olsa. Aileme ve sevdiklerime ayırmaya karar verdim bugünü o sebeple. Yarın vakit bulabilirsem koşarım biraz. Onu da belki yaparım, belki yapmam. Ama kas çalışmayı düşünmüyorum bu hafta daha fazla. Kendime maksimum haftada 5 kardiyo demiştim. O yüzden bu maddeden kendime +1 veriyorum :))
-Yaptığım kardiyoların 4'ünü max 20 dakika, 1'ini 20 dakikanın üzerinde tutacağımı söylemiştim. Kardiyolarımı bu hafta 25 dakika olarak yaptım. Neden bilmiyorum. 20 dakikaya da indireceğim günler gelecek elbette ama. O yüzden bu konuda kendime -1 puan veriyorum.
-Bana verilen el emeği tüm ikramları kabul ettim. Hatta bugün annemden ekstra tabak bile istedim. (N'apiyim? Kadın çok güzel yapmış!) Bu maddeden kendime +1 veriyorum:))
-'Her güne 1 Magnum' kuralına uydum. Sadece 1 gün Magnum yerine Cornetto alasım geldi. Ehh, ikisi de Algida'nın; kardeşler... O maddeden de kendime +1 veriyorum.
Şimdiiii istatistiklere geçelim:
-Kardiyo: 0
-Yemek:1
-Tatlı:1
-Bu haftanın puanı 0+1+1=2=eh işte!
Ben bu hipotalamik amenore'yi yeneceğim ya! (Demin anacımdan güllaç istedim. Bu haftaya 'başarılı' mı desem? Neyse hade hade... Azıcık notu kıt hoca modunda oliyim, daha karizmatik oluyomuş o tip hocalar;) )
Dakikalar sonrasından edit: Annem bana ikinci güllacı isteyip istemeyeceğimi sordu. Benden cevap: 'Yok yaa... Çok da abartmiyim...' Bu hala iyileşemedim mi demek:S Ama yok yaa, kadın gocuman güllaç koymuş yani, şiştim sonrasında da... Neyse amaaan çok da düşünmeye gerek yok.
He bu arada iyi bayramlar;)
Grelin'miş...Peptit YY'ymiş... Bana ne yaa... Düzelin leyn:S
Stajını yaptığım yerdeki araştırma projemi belirlemek için makale okumakla kafayı bozdum bu aralar. Geçirdiğim süreçten dolayı Google'da elim hipotalamik amenore'ye gitmeden edemiyor.
Başlıktaki iki antipatik isimleri olan hormonla karşılaştım araştırma esnasında.
Grelin, midemizden salgılanan ve bize 'Acıktın, git buzdolabına bişiler ye' diyen hormonmuş. Nam-ı diğer: oreksijenik, yani 'ye babam ye' hormonu.
Peptit YY ise onun zıttı, yani bize doygunluk hissi verdiren hormonmuş. Nam-diğer:anoreksijenik, yani 'allah doyursun lan bi dur' hormonu.
Anoreksiya nervoza vakalarında vücut, dengesini bozmamak ve kendisine yemek yemesinin gerekliliğini hatırlarmak için grelin hormonu düzeyini artırırmış. Ancak, psikolojik sebepten doğan yemekten soğuma hissi aynı zamanda Peptit YY'yi de harekete geçirdiği için grelin hormonu yetersiz kalırmış.
Yetersiz kaldıkça grelin salınımı artar, ona reaktif olarak da peptit yy oranı coşarmış.
Peki... Vücudu maruz bıraktığımız bu 'ye babam ye' ve 'allah doyursun lan bi dur' hormonları arasındaki savaş esnasında bize n'oluyor?
İki hormonun da üreme sistemi üzerinde yan etkileri varmış maalesef. Peptit YY, rahmimizin her ay geçirmesi gerektiği östrus siklusunu baskılayan bir hormonmuş iştah kapama özelliğinin yanı sıra. Grelin ise, östrus siklusu sırasında östrojenin ihtiyaç duyduğu LH hormonunu önleyen, bu sebeple siklusu kısırlaştıran bir hormonmuş.
Normal bir kiloya ulaşsan da, bu hormonların tekrar dengeye girmesi zor oluyormuş vesselam.
'Shitttt... Nalet olsun... Ben n'aptım kendime:S' diye saçma sapan odamda 4 dönerken kendim ve benle başbaşa kaldım ve sorgulamaya başladım:
'İyi de... Bende iştahsızlık yok ki! Tam tersi normal yaşıtım bir kızdan daha çok yediğimi düşünüyorum (Post-anoreksiya nervoza vakalarında çok sık görülen bir şeymiş aşırı iştah... Acaba neden?). Yav... Grelin'im mi yüksek yani?!?!?!'
(Emekli anoreksiğimiz sağ eliyle çenesini kaşımaya başlar)
'Ay ben bu durumu biraz irdeliyzeeeaaağğğm'
(Emekli anoreksiğimiz beynine kan gitsin diye beleşe bulduğu yoga derslerinde gördüğü gibi amuda kalkmaya çalışır, beceremez)
'Ahaa! Ampul yandıııı! O zaman ben grelin'imi düşüriyim... Yupiiii Toryum'u bulduuum'
Biraz okuyunca öğrendim ki, grelin kan şekeri düştükçe salınan bir hormonmuş. Yani normal bir insanın 3-4 saatte bir acıkıp halsiz düştüğünü varsayarsak... Grelin 3-4 saatte bir yükseliyor.
Ben spor yaptığım günlerde özellikle 2-3 saatte bir acıkıyorum. Acıkma hissimden 1-2 saat sonrasına genelde yemek yiyecek imkan bulabiliyorum. O 1-2 saatte grelin muhtemelen bana yapacağını yapıyor...
Şimdilik, kendime 'En az 3 saatte 1 ağzına bir şeyler at' kanunu getirdim.
Grelin! Git başımdan grelin!!!! İsminde bile meymenet yok :S
Başlıktaki iki antipatik isimleri olan hormonla karşılaştım araştırma esnasında.
Grelin, midemizden salgılanan ve bize 'Acıktın, git buzdolabına bişiler ye' diyen hormonmuş. Nam-ı diğer: oreksijenik, yani 'ye babam ye' hormonu.
Peptit YY ise onun zıttı, yani bize doygunluk hissi verdiren hormonmuş. Nam-diğer:anoreksijenik, yani 'allah doyursun lan bi dur' hormonu.
Anoreksiya nervoza vakalarında vücut, dengesini bozmamak ve kendisine yemek yemesinin gerekliliğini hatırlarmak için grelin hormonu düzeyini artırırmış. Ancak, psikolojik sebepten doğan yemekten soğuma hissi aynı zamanda Peptit YY'yi de harekete geçirdiği için grelin hormonu yetersiz kalırmış.
Yetersiz kaldıkça grelin salınımı artar, ona reaktif olarak da peptit yy oranı coşarmış.
Peki... Vücudu maruz bıraktığımız bu 'ye babam ye' ve 'allah doyursun lan bi dur' hormonları arasındaki savaş esnasında bize n'oluyor?
İki hormonun da üreme sistemi üzerinde yan etkileri varmış maalesef. Peptit YY, rahmimizin her ay geçirmesi gerektiği östrus siklusunu baskılayan bir hormonmuş iştah kapama özelliğinin yanı sıra. Grelin ise, östrus siklusu sırasında östrojenin ihtiyaç duyduğu LH hormonunu önleyen, bu sebeple siklusu kısırlaştıran bir hormonmuş.
Normal bir kiloya ulaşsan da, bu hormonların tekrar dengeye girmesi zor oluyormuş vesselam.
'Shitttt... Nalet olsun... Ben n'aptım kendime:S' diye saçma sapan odamda 4 dönerken kendim ve benle başbaşa kaldım ve sorgulamaya başladım:
'İyi de... Bende iştahsızlık yok ki! Tam tersi normal yaşıtım bir kızdan daha çok yediğimi düşünüyorum (Post-anoreksiya nervoza vakalarında çok sık görülen bir şeymiş aşırı iştah... Acaba neden?). Yav... Grelin'im mi yüksek yani?!?!?!'
(Emekli anoreksiğimiz sağ eliyle çenesini kaşımaya başlar)
'Ay ben bu durumu biraz irdeliyzeeeaaağğğm'
(Emekli anoreksiğimiz beynine kan gitsin diye beleşe bulduğu yoga derslerinde gördüğü gibi amuda kalkmaya çalışır, beceremez)
'Ahaa! Ampul yandıııı! O zaman ben grelin'imi düşüriyim... Yupiiii Toryum'u bulduuum'
Biraz okuyunca öğrendim ki, grelin kan şekeri düştükçe salınan bir hormonmuş. Yani normal bir insanın 3-4 saatte bir acıkıp halsiz düştüğünü varsayarsak... Grelin 3-4 saatte bir yükseliyor.
Ben spor yaptığım günlerde özellikle 2-3 saatte bir acıkıyorum. Acıkma hissimden 1-2 saat sonrasına genelde yemek yiyecek imkan bulabiliyorum. O 1-2 saatte grelin muhtemelen bana yapacağını yapıyor...
Şimdilik, kendime 'En az 3 saatte 1 ağzına bir şeyler at' kanunu getirdim.
Grelin! Git başımdan grelin!!!! İsminde bile meymenet yok :S
13 Temmuz 2015 Pazartesi
DAHA AZ SPOR YAP, DAHA KALORİLİ YE...
Çok zordur sağlık çalışanlarından bu tür bir reçete almak...
Zor olanı başardığım için kendimle gurur duyuyorum (Desem de inanmayın...)
Hayatının büyük bir kısmını, büyük basenlerinden dolayı alay konusu olarak geçirmiş birisiyim...
Hayır, hiçbir zaman vücut kütle endeksim normal sınırların dışına çıkmadı (Son 1 yılı saymazsak...)
Zaman zaman yaşlı amcalardan teyzelerden ' Ah kızım, ne kadar zayıfsın, biraz kilo al ' lafını duymuşluğum vardır geçmişimde. He bir de bunları duyduğum dönemlerle 'Ay JLo popoluuuu, o kıçı taşırken kaç kalori harcıyosooooğn?' şakalarının çakıştığı dönemlerim de olmuştur. (Vücut konusunu insanlar neden takar... Niye sevdiğimizi iddia ettiğimiz insanların sinirlerini bozmak istediğimizde direkt göbişlerine memişlerine saldırırız bilmem! O hataları ben de yaptım, kabul ediyorum. Ama özellikle şu aralar kendime uyguladığım psikolojik+fizyolojik terapi sürecinde insanlara bu şekilde takılasım gelmiyor içimden... Normal bir durum herhalde)
Tüm o saçma vücut kompleksli yorumlara rağmen hiçbir dönemimde iştahımdan ödün veren biri olmadım. Yemek benim için asla korku unsuru olmazdı.
Bazen hayat döngüsünde bir şeyler yaşarsınız minik... Sonra o yaşadığınız şey, normal stresli hayatınıza fazla gelir, yaptığınız hatalardan kendinizi sorumlu tutar ve patlarsınız ya? Bende de iştahsızlıkla patlak verdi işte o vicdan azabı!
Ne zaman uyandım biliyor musunuz?
Vücut kütle endeksimin 16'lara düştüğünü gördüğümde değil...
Yediğim kocaman pastayı 'Zaten zayıfsın, yerin var' mantalitesiyle değil de suçluluk duygusuyla indiregandi yaptıktan sonra kendimi saatlerce spor salonunda koşmaya adadığımda da uyanmadım...
Arkadaşlarımdan adım adım uzaklaştığımda da olmadı o uyanış... Tam tersine, 'Zaten gereksizlerdi' diyip daha da içime kapandım. İçim, 'ölene kadar kahve iç, spor yap, aç kal, spor yaparken kahve iç, kahve içerken aç kal... Öl, ölme ama öl' diyen şeytani sesten başka bir şey değildi... Ama seviyordum o şeytani sesi. Belki de nefret ediyordum. Ama nefret etmeyi seviyordum. İçimden nefret etmek... Kendimden nefret etmek! Nasıl bir hazdı...
Annemle babamın bir gün zorla beni tartıya çıkarıp, annemin hüngür hüngür ağladığı o gün de uyanmadım. Kilo almam gerektiğini o gün kabullenmişti içimdeki şeytani ses ama... 'Tamam, 2 kilo al. Anan baban mutlu olsun. Sonra onlara çaktırmadan geri verirsin' diyordu.
Yalancıktan kilo almayı kabul ettiğim süreçte, muhteşem bir insanla tanıştım. Bana, insanların belki daha önce hiç başıma gelmediği kadar yargılayıcı gözlerle baktığı o güçsüz dönemimde: 'Nasıl boş kalabildin ya? Dünyanın en güzel kızısın!' dedi ilk buluşmamızda. Dünyanın en güzel kızı değildim biliyorum (çünkü bütün kızlar dünyanın en güzel kızıdır, yoksa kusura bakmayın mütevazi takılamayazaam, ÇOK GÜZELİM BEEE), ama o gün dünyanın en mutlu kızıydım. Birkaç hafta öncesinde altımda duran tartıya bakıp ağlayan anneciğim, özene bezene hazırlamıştı beni o buluşmaya. 'Dünya güzeli' olduğumu söylemişti o da beni yollamadan.
O gün, sürekli duyduğum 'Çok zayıfsın... Bu kollarla nasıl yaşayabiliyorsun?' laflarını duymaz olduğum ender günlerden biri olmuştu. Ama hayır, uyanmamıştım...
Ben ne zaman uyandım biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz tabi...
Dürüst olucam, ben de bilmiyorum!
Belki de hala uyanmamışımdır? (Dedi ve Magnum'undan bir ısırık aldı)
Zor olanı başardığım için kendimle gurur duyuyorum (Desem de inanmayın...)
Hayatının büyük bir kısmını, büyük basenlerinden dolayı alay konusu olarak geçirmiş birisiyim...
Hayır, hiçbir zaman vücut kütle endeksim normal sınırların dışına çıkmadı (Son 1 yılı saymazsak...)
Zaman zaman yaşlı amcalardan teyzelerden ' Ah kızım, ne kadar zayıfsın, biraz kilo al ' lafını duymuşluğum vardır geçmişimde. He bir de bunları duyduğum dönemlerle 'Ay JLo popoluuuu, o kıçı taşırken kaç kalori harcıyosooooğn?' şakalarının çakıştığı dönemlerim de olmuştur. (Vücut konusunu insanlar neden takar... Niye sevdiğimizi iddia ettiğimiz insanların sinirlerini bozmak istediğimizde direkt göbişlerine memişlerine saldırırız bilmem! O hataları ben de yaptım, kabul ediyorum. Ama özellikle şu aralar kendime uyguladığım psikolojik+fizyolojik terapi sürecinde insanlara bu şekilde takılasım gelmiyor içimden... Normal bir durum herhalde)
Tüm o saçma vücut kompleksli yorumlara rağmen hiçbir dönemimde iştahımdan ödün veren biri olmadım. Yemek benim için asla korku unsuru olmazdı.
Bazen hayat döngüsünde bir şeyler yaşarsınız minik... Sonra o yaşadığınız şey, normal stresli hayatınıza fazla gelir, yaptığınız hatalardan kendinizi sorumlu tutar ve patlarsınız ya? Bende de iştahsızlıkla patlak verdi işte o vicdan azabı!
Ne zaman uyandım biliyor musunuz?
Vücut kütle endeksimin 16'lara düştüğünü gördüğümde değil...
Yediğim kocaman pastayı 'Zaten zayıfsın, yerin var' mantalitesiyle değil de suçluluk duygusuyla indiregandi yaptıktan sonra kendimi saatlerce spor salonunda koşmaya adadığımda da uyanmadım...
Arkadaşlarımdan adım adım uzaklaştığımda da olmadı o uyanış... Tam tersine, 'Zaten gereksizlerdi' diyip daha da içime kapandım. İçim, 'ölene kadar kahve iç, spor yap, aç kal, spor yaparken kahve iç, kahve içerken aç kal... Öl, ölme ama öl' diyen şeytani sesten başka bir şey değildi... Ama seviyordum o şeytani sesi. Belki de nefret ediyordum. Ama nefret etmeyi seviyordum. İçimden nefret etmek... Kendimden nefret etmek! Nasıl bir hazdı...
Annemle babamın bir gün zorla beni tartıya çıkarıp, annemin hüngür hüngür ağladığı o gün de uyanmadım. Kilo almam gerektiğini o gün kabullenmişti içimdeki şeytani ses ama... 'Tamam, 2 kilo al. Anan baban mutlu olsun. Sonra onlara çaktırmadan geri verirsin' diyordu.
Yalancıktan kilo almayı kabul ettiğim süreçte, muhteşem bir insanla tanıştım. Bana, insanların belki daha önce hiç başıma gelmediği kadar yargılayıcı gözlerle baktığı o güçsüz dönemimde: 'Nasıl boş kalabildin ya? Dünyanın en güzel kızısın!' dedi ilk buluşmamızda. Dünyanın en güzel kızı değildim biliyorum (çünkü bütün kızlar dünyanın en güzel kızıdır, yoksa kusura bakmayın mütevazi takılamayazaam, ÇOK GÜZELİM BEEE), ama o gün dünyanın en mutlu kızıydım. Birkaç hafta öncesinde altımda duran tartıya bakıp ağlayan anneciğim, özene bezene hazırlamıştı beni o buluşmaya. 'Dünya güzeli' olduğumu söylemişti o da beni yollamadan.
O gün, sürekli duyduğum 'Çok zayıfsın... Bu kollarla nasıl yaşayabiliyorsun?' laflarını duymaz olduğum ender günlerden biri olmuştu. Ama hayır, uyanmamıştım...
Ben ne zaman uyandım biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz tabi...
Dürüst olucam, ben de bilmiyorum!
Belki de hala uyanmamışımdır? (Dedi ve Magnum'undan bir ısırık aldı)
12 Temmuz 2015 Pazar
VERDİĞİM YENİ SÖZLER...
'Kendi emeğiyle yapmışsa, sana bir şey ikram edenin ikramını ye!' cümlesi kendime verdiğim sözlerden biriydi bu kilo alma maratonu sürecinde...
Tahmin ettiğimden daha zormuş uymak vallaha bu kurala :S
Hele ki aşırı cömert bir ailenin öğle yemeğine gidip porsiyonlarca yemek üstüne dilim dilim pasta tatlı yedikten sonra bir de evde ana baba zoruyla yemek yemesi...
Ahh ah!
Kilo almaya çabalamak neden bir insanı mutsuz eder ki?
Tatlıları ilaç niyetine yemekten daha keyifli bir şey olabilir mi bu dünyada?
Neden kötü hissettiriyor?
...
Tahmin ettiğimden daha zormuş uymak vallaha bu kurala :S
Hele ki aşırı cömert bir ailenin öğle yemeğine gidip porsiyonlarca yemek üstüne dilim dilim pasta tatlı yedikten sonra bir de evde ana baba zoruyla yemek yemesi...
Ahh ah!
Kilo almaya çabalamak neden bir insanı mutsuz eder ki?
Tatlıları ilaç niyetine yemekten daha keyifli bir şey olabilir mi bu dünyada?
Neden kötü hissettiriyor?
...
11 Temmuz 2015 Cumartesi
KENDİME GÖRE GELİŞİYORUM
2 hafta önceydi sanırım, Kadıköy'deki Nobel Tıp Kitabevi'ne bir uğrayayım dediydim. (Bloga denk gelen tıpçı kankilere sesleniyorum, Fatih yerine Kadıköy'dekine gidin arkadaşlar. Satıcı abiler çok daha yardımsever, fikir sahibi, he bir de öğrenci halinden de cüzdanından da anlayan cinsten;) )
Kitapçının bulunduğu pasajda Herbalife'ın beleş vücut analizi kampanyasına rastladım. Beleş ya... Şu aralar en büyük fobim vücudumdaki yağ oranını öğrenmek zorunda kalmak da olsa... Kaçırmam işte.
Aylardır tartılmamıştım. Görüntüm bu zaman zarfında bayağı bir normalleştiği (halk dilinde ele avuca geldiğim) için 50 kg'ın üstünde çıkarım diyordum. Hele bir de tok karna falan... Garanti vermiştim.
Verilmiş sadakam varmış. 50.1 kg çıktım. Yağ oranım da %7.2
Ehh... En azından düşmediğini gördüğüme sevinmiştim. Son ölçtüğümde kilom 48 kg civarında, yağ oranım da %4 gibi çıkıyordu. 'Benim gibi pseudo-recovery modunda biri için... Gelişim var!' dedim ve konuyu kapattım.
Sonraki haftasonu ultrason randevusu aldım, eski halime göre daha iyi bir konumda olduğumu öğrendim... Sevindim... Ve ne yalan söyliyim, hafiften motive de oldum. Konunn üstüne gitmeye karar verdim.
Ailemle yaptığım 1 haftalık Bodrum tatili benim için inanılmaz bir ilaç oldu diyebilirim. Her sene yaptığımız 'ye-iç-yat' türü bir açık büfe tatiliydi. Hep annemlerin yanında durmak zorundaydım elbette. O yüzden, 'ben size şezlong kapmaya gidiyom' ayağına kendimi odadan dışarı atıp minik çapta yaptığım 15 dk'lık koşular dışında bir spor aktivitem de olmadı. (Bir de babikle yaptığım yüzme yarışları var elbette. Ama o sayılmaz... O eğlencesine...)
Tatile gitmeden evvel kendime bir konuda söz vermiştim: 'Açık büfede denenmedik bir yemek bırakmayacaksın!'
Bilirsiniz, 5 yıldızlı tatilköylerinin huyudur yemekleri kral sofralarına layık yapıp tatlılarda mısır şurubundan ileri gidememek. Tatlılarını beğenmediğim için 'Her güne ayrı bir tip Magnum' kuralına uydum bu hafta. Onun dışında kendime verdiğim sözü de tuttum ve açık büfede denenmedik şey bırakmadım! (Evet... Öğün başı 2 tepelemesine dolu koca tabak demek oluyor bu!)
Sonuç... Eve geldiğimizde annem de babam da 2 kg mı ne almıştı. Çılgına döndüler...
Ben aç karna tartılınca 49.2 kg çıktım. Ki bu da bence bir gelişme... (6 ay önce 44-47 kg arası değişen bir ortalamam vardı sonuçta.)
Onun dışında kendime yeni sözler verdim...
1-Kardio'yu haftada 5'ten fazla yapma, yaptığın kardio'ların max 1 tanesi 20 dakikayı geçsin. O gün kas çalışmak yasak!
2-Biri sana bir şey ikram ettiğinde, kendi eliyle yaptığı bir şeyse ye!
3-'Her güne 1 Magnum' kuralına uy!
Şimdilik bu kadar. Beni özleyin anacım!
Kitapçının bulunduğu pasajda Herbalife'ın beleş vücut analizi kampanyasına rastladım. Beleş ya... Şu aralar en büyük fobim vücudumdaki yağ oranını öğrenmek zorunda kalmak da olsa... Kaçırmam işte.
Aylardır tartılmamıştım. Görüntüm bu zaman zarfında bayağı bir normalleştiği (halk dilinde ele avuca geldiğim) için 50 kg'ın üstünde çıkarım diyordum. Hele bir de tok karna falan... Garanti vermiştim.
Verilmiş sadakam varmış. 50.1 kg çıktım. Yağ oranım da %7.2
Ehh... En azından düşmediğini gördüğüme sevinmiştim. Son ölçtüğümde kilom 48 kg civarında, yağ oranım da %4 gibi çıkıyordu. 'Benim gibi pseudo-recovery modunda biri için... Gelişim var!' dedim ve konuyu kapattım.
Sonraki haftasonu ultrason randevusu aldım, eski halime göre daha iyi bir konumda olduğumu öğrendim... Sevindim... Ve ne yalan söyliyim, hafiften motive de oldum. Konunn üstüne gitmeye karar verdim.
Ailemle yaptığım 1 haftalık Bodrum tatili benim için inanılmaz bir ilaç oldu diyebilirim. Her sene yaptığımız 'ye-iç-yat' türü bir açık büfe tatiliydi. Hep annemlerin yanında durmak zorundaydım elbette. O yüzden, 'ben size şezlong kapmaya gidiyom' ayağına kendimi odadan dışarı atıp minik çapta yaptığım 15 dk'lık koşular dışında bir spor aktivitem de olmadı. (Bir de babikle yaptığım yüzme yarışları var elbette. Ama o sayılmaz... O eğlencesine...)
Tatile gitmeden evvel kendime bir konuda söz vermiştim: 'Açık büfede denenmedik bir yemek bırakmayacaksın!'
Bilirsiniz, 5 yıldızlı tatilköylerinin huyudur yemekleri kral sofralarına layık yapıp tatlılarda mısır şurubundan ileri gidememek. Tatlılarını beğenmediğim için 'Her güne ayrı bir tip Magnum' kuralına uydum bu hafta. Onun dışında kendime verdiğim sözü de tuttum ve açık büfede denenmedik şey bırakmadım! (Evet... Öğün başı 2 tepelemesine dolu koca tabak demek oluyor bu!)
Sonuç... Eve geldiğimizde annem de babam da 2 kg mı ne almıştı. Çılgına döndüler...
Ben aç karna tartılınca 49.2 kg çıktım. Ki bu da bence bir gelişme... (6 ay önce 44-47 kg arası değişen bir ortalamam vardı sonuçta.)
Onun dışında kendime yeni sözler verdim...
1-Kardio'yu haftada 5'ten fazla yapma, yaptığın kardio'ların max 1 tanesi 20 dakikayı geçsin. O gün kas çalışmak yasak!
2-Biri sana bir şey ikram ettiğinde, kendi eliyle yaptığı bir şeyse ye!
3-'Her güne 1 Magnum' kuralına uy!
Şimdilik bu kadar. Beni özleyin anacım!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)