Annemle babam her güne şükrederek uyanmaya başladı, eski mutlu aile tablomuza dönmek bu dünyadaki her şeye bedel gerçekten.
Annem habire bana bakıp, 'Ne güzel bir kızım var' demeden edemiyor. 'Kolların çok güzel olmuş... Ayh benim kızım ne de güzel göt göbek olmuşşş... Bırak kızım sana şişman desinler, başkalarını boşver!..' tarzı yorumlar yapıyor, her günün ritüeli oldu bu.
En güzeliyse, kilo aldığıma dair yorumlar gerçekten beni mutlu ediyor, içimde 'O aldığın kiloları derhal geri veriyorsun, spor salonuna marş marş' diyen anoreksik kızın sesinden eser kalmadı.
Kendimi seviyorum.
Her zamankinden daha güzel, daha güçlü, daha enerjik, daha sağlıklı olmak... İstediğim şey bu.
Her konuda annemle anlaşıyoruz, ama güç konusunda sanırım çelişiyoruz.
Sabah, Marilyn Monroe'nun şu ünlü etek uçuşturduğu kült filmini izliyorduk: The Seven Year Itch
Ve anneciğimden günün sinir bozucu yorumu hemencecik geldi: Ayy ne güzel yuvarlak hatlı kadın... Ben böyle seviyorum işte, kadın dediğin yuvarlak olacak.
Annem bu şekilde kadını överken, ben kadının bambaşka şeylerine takıldım: 'Aptalım, kullanılmaya hazırım, bak ne kadar seksi pozlar veriyorum, aranıyorum, gel beni kullan vücudumu' diyen bakışlar, bu bakışları seksi kılmaya çalışan ses tonu, güçsüz ve minik bir figür, minik figüre rağmen yer yer korse giymeyi ihmal etmemesi...
Bunların hepsi, 'Kendi başına hayatını sürdüremeyecek ihtiyaç sahibi kadın' modeli çiziyor. Annemin öve öve bitiremediği kadın modeli bu.
Kimle konuşsam konu Marilyn Monroe'ya geldiğinde, tarihin en kadın figürü algısı oluyor karşımdakinde. Benim içinse kadınlığın yüz karası. Marilyn Monroe'dan nefret ediyor değilim. Hayat hikayesini okumuştum küçükken, o zaman anlam verememiştim yaşadıklarına. Sadece ünlü ve güzel algılanan görüntüsü yüzünden imrenmiştim ona. Şimdi sadece, üzülüyorum. O kadına üzülüyorum, ama Marilyn Monroe fikrinden nefret ediyorum.
Hayır, ben bir feminİST değilim. Hiçbir şeyin İST'liğini kendime yakıştırmıyorum.
Sadece güçlü olmak istiyorum. Bavullarımı kendim taşıyabilmek, tırmanmam gerektiğinde kendimi kaldırabilmek, kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan. İşin sonunda yalnız olduğumu gördüm zaten, beni seven bir elin parmaklarından az sayıda kişi olduğunu fark ettim. Kimseyi suçladığım yok, hayatın gerçeği bu. Sorun değil. Gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğum bu yılda da bana yardım eli uzatan bir tek onlar vardı zaten. Onlardan yardım istemek için vücudumun 'Yardıma ihtiyacım var' diyen bir imaj çizmesine de gerek yok, minik bir 'yardım' diye fısıldasam hemen yanımda bitmeye hazırlar. Durum buyken niye kendimi minik ama yağ torbası, aptal ama seksi yapayım ki?
İhtiyaç sahibi görüntümden çok sıkıldım. Denedim gördüm, beğenmedim.
Yuvarlak hatlara gelince... Her vücut tipi kabuldür arkadaşlar. Kimileri genleri gereği ektomorftur, kaslanmakta zorlanır; kemik torbası olur n'aparsa yapsın. Şanslı genleri olanlar dengeli bir vücuda sahiptir; spor yaparsa atletik olur, yapmazsa yuvarlak olur. Bir de metabolik sendrom çeken endomorflar vardır ki, sevimli güzellerimizdir; sağlıklı yiyip spor yaparlarsa atlet olurlar, günaha girip alkole dadanırlarsa dombilik ama mutlu olurlar. Bunların hiçbiri çirkin değil, çirkinlik de güzellik de duruşumuzda. Duruşunuzu düzeltin anacım. Pilates yapın bale yapın yoga yapın. Ama şu duruşunuza bir çeki düzen verin yahu!
Haydin eyi geceler...
9 Ağustos 2015 Pazar
8 Ağustos 2015 Cumartesi
SHITTT BEN KISIRIM
Annemler, 'Yeter artık popon Nicki Minaj kadar oldu nerdeyse, abanma şu yemeklere' demeye başladı.
Ama hala %100 vücut fonksiyonlarım yerine gelmiş değil.
Nerede yanlış yaptığımı bilmiyorum.
Belki de yanlış yapmıyorumdur. Olması gereken budur.
Ama şu ana kadar yaşadığı tüm hayatını, ileride sahip olmak istediği bebeğin gurur duyacağı bir anne olmak üzere planlamış biri olarak, sinirlerim bozuk olduğunda kaderci yaklaşımımdan azıcık sapmıyor değilim. 'Her işte bir hayır vardır' felsefesini bir kenara bırakıp, 'Bu ceza biraz ağır değil mi?' diye sorgulayasım geliyor boşluğu.
Bugün de, kuaföre gidip biraz kafa dinleyeyim derken kucağıma verdikleri minnak bebeğe baktığımda, aynı sorgulamalar geçti içimden. Sonra da dayanamayıp gözlerim doldu. Kuaför anlam veremediğinde, 'Duygulandım, aşırı sevimli bir şey değil mi?' diye gülümsemeye çalıştım, ama beceremiyorum işte ağlamayı saklamayı kendimi bildim bileli... Gülümserken ağladım, ağlarken gülümsedim.
Belki de sadece mutluluktan ağlamışımdır, bilmiyorum...
İnsanlar neler atlatıyor... Ben niye bunu takıyorum ki kafaya?
Sanırım ben şımarığım... Ya da nankörüm...
Ne zaman ağlamayı kesicem?
Ama hala %100 vücut fonksiyonlarım yerine gelmiş değil.
Nerede yanlış yaptığımı bilmiyorum.
Belki de yanlış yapmıyorumdur. Olması gereken budur.
Ama şu ana kadar yaşadığı tüm hayatını, ileride sahip olmak istediği bebeğin gurur duyacağı bir anne olmak üzere planlamış biri olarak, sinirlerim bozuk olduğunda kaderci yaklaşımımdan azıcık sapmıyor değilim. 'Her işte bir hayır vardır' felsefesini bir kenara bırakıp, 'Bu ceza biraz ağır değil mi?' diye sorgulayasım geliyor boşluğu.
Bugün de, kuaföre gidip biraz kafa dinleyeyim derken kucağıma verdikleri minnak bebeğe baktığımda, aynı sorgulamalar geçti içimden. Sonra da dayanamayıp gözlerim doldu. Kuaför anlam veremediğinde, 'Duygulandım, aşırı sevimli bir şey değil mi?' diye gülümsemeye çalıştım, ama beceremiyorum işte ağlamayı saklamayı kendimi bildim bileli... Gülümserken ağladım, ağlarken gülümsedim.
Belki de sadece mutluluktan ağlamışımdır, bilmiyorum...
İnsanlar neler atlatıyor... Ben niye bunu takıyorum ki kafaya?
Sanırım ben şımarığım... Ya da nankörüm...
Ne zaman ağlamayı kesicem?
6 Ağustos 2015 Perşembe
NORMALLİK=EN GÜZELİ
Olabileceğim en güzel halimdeyim. (Hayır, hala endokrinolojik terimiyle hipotalamik amenore hastalığımın üstesinden gelmiş değilim. Belki de hiç gelemeyeceğim, ama kimin umrunda? İnsanların başlarında ne hastalıklar, ne kıtlıklar var... Benim böyle minik bir problemi baş tacı yapmam sadece şımarıklık olur)
Olabileceğim en güzel halimdeyim, çünkü NORMALİM!
Hatta o kadar normalim ki, L beni artık kaldıramıyor (L biraz minyondur). Sonra da gururuna yediremeyip, 'Spor yapmaktan bacağımı incittim, topallıyorum. Ondan... YANİ SENİ KALDIRABİLİRİM DE... KALDIRIP YÜRÜYEMEM...OFF TAMAM TAMAM YA KABUL EDİYORUM, ŞİŞMİŞSİN!...YA SEN GÜNDE KAÇ MAGNUM YEDİN? YA SEN NAPTIN?!?!?!)
Belki normal olmayabilirim aslında. Normal bir kız böyle bir durumla karşılaştığında diyete başlardı, benimse ağır olmak hoşuma gitmeye başladı. İltifatmış gibi!
Kilolarca alışveriş yapıp, gıdım kas ağrısı çekmemek mi desem, evde ağır iş yapılması gerektiğinde direkt yardımıma muhtaç kalınması mı desem... İnsanların benimle ortaokul çocuğuymuşum gibi değil de, eskisi gibi olgun bir bireymişimcesine karşılarına alıp dertlerini anlatmaları mı desem...
AĞIR OLMAK HARİKA BİR DUYGU!
GÜÇ=MUTLULUK
NORMALLİK=GÜZELLİK
Bu koca seneyi, 22 yıllık OLGUN ÇOCUK halimden biraz emekliliğe ayrılma senesi ilan etmiş olayım kısaca. Ama ne biliyonuz mu?
BEN OLGUN ÇOCUK OLMAYI ÖZLEMİŞİM!
Ortamın Güzin Abla'sı olmak çok sinirimi bozardı, meğer ne kadar değerli bir erdemmiş...
SEVİYORUM LEYN KENDİMİ!!!!
(Bir anket uygulamıştım kendime özgüvenimi sorgulamak için. Healthy narcissist çıkmıştım. Acaba o sonucu mu sorgulasam... Unhealthy narcissist çıkar mıyım bir daha yapsam o testi? İstemiyorum yaa. Neden mi istemiyorum? Çünkü SAĞLIK=HER ŞEY! )
Koşuyu haftada 1-2'ye indirdim bu arada. Kas çalışmasını da haftada 3 gibi yapıyorum. Depar mepar olayına da hafta 2-3'ten fazla kasmıyorum. Ne gerek var ya... Gücüm kuvvetim yerinde. Maratonculuğu kim n'apsın?
Olabileceğim en güzel halimdeyim, çünkü NORMALİM!
Hatta o kadar normalim ki, L beni artık kaldıramıyor (L biraz minyondur). Sonra da gururuna yediremeyip, 'Spor yapmaktan bacağımı incittim, topallıyorum. Ondan... YANİ SENİ KALDIRABİLİRİM DE... KALDIRIP YÜRÜYEMEM...OFF TAMAM TAMAM YA KABUL EDİYORUM, ŞİŞMİŞSİN!...YA SEN GÜNDE KAÇ MAGNUM YEDİN? YA SEN NAPTIN?!?!?!)
Belki normal olmayabilirim aslında. Normal bir kız böyle bir durumla karşılaştığında diyete başlardı, benimse ağır olmak hoşuma gitmeye başladı. İltifatmış gibi!
Kilolarca alışveriş yapıp, gıdım kas ağrısı çekmemek mi desem, evde ağır iş yapılması gerektiğinde direkt yardımıma muhtaç kalınması mı desem... İnsanların benimle ortaokul çocuğuymuşum gibi değil de, eskisi gibi olgun bir bireymişimcesine karşılarına alıp dertlerini anlatmaları mı desem...
AĞIR OLMAK HARİKA BİR DUYGU!
GÜÇ=MUTLULUK
NORMALLİK=GÜZELLİK
Bu koca seneyi, 22 yıllık OLGUN ÇOCUK halimden biraz emekliliğe ayrılma senesi ilan etmiş olayım kısaca. Ama ne biliyonuz mu?
BEN OLGUN ÇOCUK OLMAYI ÖZLEMİŞİM!
Ortamın Güzin Abla'sı olmak çok sinirimi bozardı, meğer ne kadar değerli bir erdemmiş...
SEVİYORUM LEYN KENDİMİ!!!!
(Bir anket uygulamıştım kendime özgüvenimi sorgulamak için. Healthy narcissist çıkmıştım. Acaba o sonucu mu sorgulasam... Unhealthy narcissist çıkar mıyım bir daha yapsam o testi? İstemiyorum yaa. Neden mi istemiyorum? Çünkü SAĞLIK=HER ŞEY! )
Koşuyu haftada 1-2'ye indirdim bu arada. Kas çalışmasını da haftada 3 gibi yapıyorum. Depar mepar olayına da hafta 2-3'ten fazla kasmıyorum. Ne gerek var ya... Gücüm kuvvetim yerinde. Maratonculuğu kim n'apsın?
3 Ağustos 2015 Pazartesi
ANNEMİ MUTLU GÖRMEK... DÜNYALARA BEDEL!
Anniğimle bugün uzun zamandır ertelediğimiz ana-kız dişçi randevumuza gittik (SONUNDAAA!!! Hocadan sarı kart yemek, ehemmm pardon... 'Zorunlu izin' yemek... gerçekten olması gereken bir şeymiş!)
Gitmişkene, 1 yıldır doğru düzgün yapamadığımız bir şey yaptık: Bedenimi düşünmeksizin alışveriş!
Annemi, 'Bu kıza bunu verirsem büyük gelir mi...' korkusu olmaksızın bana giymem için bir şey uzattığını görmeyeli bayağı bir olmuş. NASIL DA ÖZLEMİŞİM?!
Bu arada... Evet, 36 bedeni doldurabilmeyi de özlemişim. Bunu söyleyebileceğim gerçekten aklıma gelmezdi. Ama öyle!
Gitmişkene, 1 yıldır doğru düzgün yapamadığımız bir şey yaptık: Bedenimi düşünmeksizin alışveriş!
Annemi, 'Bu kıza bunu verirsem büyük gelir mi...' korkusu olmaksızın bana giymem için bir şey uzattığını görmeyeli bayağı bir olmuş. NASIL DA ÖZLEMİŞİM?!
Bu arada... Evet, 36 bedeni doldurabilmeyi de özlemişim. Bunu söyleyebileceğim gerçekten aklıma gelmezdi. Ama öyle!
2 Ağustos 2015 Pazar
MONTAIGNE KALBİME DOKUNDUN!
'How problematic to have both a body and a mind, for the former stands in almost monstrous contrast to the latter's dignity and intelligence...'
Bugünkü okuduğum denemenin favori cümlesi buydu.
Vücuda canavar, akla da asalet diyordu yazı.
Aklımı seveyim, aklımı!
Bugünkü okuduğum denemenin favori cümlesi buydu.
Vücuda canavar, akla da asalet diyordu yazı.
Aklımı seveyim, aklımı!
BEDEN İMAJ BOZUKLUĞUNUN TEDAVİSİ
Şimdi fark ediyorum.
Anoreksiya Nervosa denilen şu illet küçüklüğümden beri bende vardı.
Hep besili, sağlıklı bir bebektim; bahsetmişimdir (hekim anne babanın çocuğu olmanın kıyağı diyelim). Benim yanımda, bebekken geçirdiği birtakım hastalıkların sebep olduğu iştahsızlıklara yenik düşüp sonraki çocukluk dönemlerini güçsüz ve zayıf geçiren minnoş kızların yanında kazulet gibi algılanmamdan da.
Diğerlerinden daha uzundum. Boy sırasında hep en arkaya düşerdim. NEFRET EDERDİM!
Diğerlerinden daha iriydim, yaşıtım erkekler benden korkardı. Onların açamadığı kapıları açar; beni kızdırdıklarında kapıldığım adrenalin duygusuyla depar atıp heppiciğini yakalayabilirdim. KORKUTAN BİR KIZ OLMAK BENİM İÇİN UTANÇTI.
İlk ciddi kilo kaybımı OKS denen liseye giriş sınavına çalışırken yaşamıştım. Annemler beni, sadece hırslı ve aşırı çalışkan öğrencilerin kazanabildiği butik dershanemsi bir yere vermişlerdi o sıralarda. Her ne kadar o butik dershaneye girebilecek kapasitede çalışkanlığım olsa da, asla YETERLİ olamamıştım. Geri kalıyordum oradaki hırs ortamından. BAŞARISIZDIM. MUTSUZDUM.
İkinci ciddi kilo kaybımı lise 2'de yaşamıştım. Lise 1'de bir çocuğa abayı yakmıştım o zamanlar. Platonikti. Çocuk da sıradan biriydi. Hani her kızın yazdığı, havalı, komik, her kıza yavşayıp içlerinden seçim yapan, sıradan kendi halinde tiplerden... Çocuğa sanırım fazla belli etmiştim platonik duygularımı; diğer pek çok kıza yaptığı gibi hafiften umut veren tavırlarla, kimi zaman fazlasıyla sıcakkanlı olsa da, çoğu zaman kayıtsız ifadeleri dışında hiçbir cevap alamamıştım. İlk platonik aşkım platonik kalmıştı. Önceki kilo kaybımda nasıl akademik alanda beklentilerimi karşılayamadıysam, bu kez de romantizmde istediğimi alamamıştım. BAŞARISIZDIM. MUTSUZDUM.
Son kilo kaybım en ciddi ve uzun süren, son 1 yıl içinde yaşadığım ve en hayati sonuçlarla kendini gösteren, hayatımın geri kalanı boyunca unutmak istediğim deneyimdi denebilir. Amerika'ya staja gittiğimde başlamıştı. Laboratuarında çalıştığım profesör tipik, ego yapmış, ağzına geleni söyleyen bir Türk kadınıydı. En büyük başarılarımda bana küçük iltifatlar eder, minik hatalarımda bana ZAMAN KAYBI olduğumu söyler dururdu. İltifatlar değil, ZAMAN KAYBI sıfatı kulağımda çınladı durdu Amerika'da geçirdiğim 2.5 ay boyunca. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. Tanıştığım, abayı yaktığım, bu kez platonik olmayan, ama bana inanılmaz bir şekilde kendimi değersiz hissettiren bir çocukla tanıştım. Daha önce platonikten öteye geçememiş abayı yakma deneyiminden de kötü etkiledi beni DEĞERSİZ hissetmek. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. O da yetmedi, Türkiye'ye geri döndüğümde, gitgide benliğimi mahveden başarısızlık sendromuna dayanamayan arkadaşlarım tarafından terk edilmiştim. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. Hissettiğim bunca BAŞARISIZLIK, MUTSUZLUK vakasından sonra... Daha fazla söze gerek yok, ÇÖKTÜM!
Bunca zaman, beden imajıma takma sebebim, vücudumun çirkin olduğunu düşünmem değildi. Altında yatan başarısızlık KORKUSU, UTANCI, NEFRETİYDİ. Tıpkı küçükken boy sırasında en arkaya düşerken, erkekleri korkuturken hissettiklerim gibi...
Psikologların 'Hadi şimdi çocukluğunuza inelim' olayı yalan değil arkadaşlar, bizzat yaşadım ve biliyorum. İnsan depresyondayken, olgunluğu da depresyona gidiyor. ÇOCUK OLUYORUZ, KÜÇÜLÜYORUZ.
Çöküşüm sürecinde 3 kez 'BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM' vakası yaşadım. 3 merdiven indim kabaca. Benliğimi geri kazanmak için çıkmam gereken 3 merdiven... İlk basamağımı L ile tanıştığımda geri çıkabildim. Onunla ilk tanışmamızda bana dünya güzeli olduğumu söylediği gün... Zekamı övdüğü başka bir gün... BAŞARILIYDIM, MUTLUYDUM. İkinci basamağımı, yarı maratonu vücuduma hiç hasar vermeden, iyi de bir dereceyle bitirdiğimde çıktım. Beraber maratona katıldığım arkadaş, bana: 'Sana sağlıksız olduğunu, sporu bırakman gerektiğini, çok zayıf olduğunu söyleyen insanlar; senin demin yaptığın koşunun yarısını bile yapamazdı' demişti. O an, bana ve beden imajıma söylenen kırıcı sözlere asla kulak asmamam gerektiğini anlamıştım. YARI MARATON KOŞMUŞTUM. BAŞARILIYDIM, MUTLUYDUM!
3. basamağı ne zaman çıktığımdan emin değilim. Benzer başarıyı Nike'ın 5K'lık minik, kadınlara özel koşusunda bitirdiğim derecede hissetmiştim. Ama o gerçekten bir başarı mıydı, yoksa basit bir mutluluk muydu, emin değilim. Belki de o basamağı hala çıkmamışımdır.
Ama bildiğim tek bir şey varsa... O da şu an BAŞARILIYIM, MUTLUYUM.
Uzunca bir süre de, beni başarısız hissettirecek herhangi bir şey düşünmek, öylesi bir ortama girmek... İSTEMİYORUM.
Başlıkta söz ettiğim hastalığın tek tedavisi var: BAŞARI
İyi geceler;)
Anoreksiya Nervosa denilen şu illet küçüklüğümden beri bende vardı.
Hep besili, sağlıklı bir bebektim; bahsetmişimdir (hekim anne babanın çocuğu olmanın kıyağı diyelim). Benim yanımda, bebekken geçirdiği birtakım hastalıkların sebep olduğu iştahsızlıklara yenik düşüp sonraki çocukluk dönemlerini güçsüz ve zayıf geçiren minnoş kızların yanında kazulet gibi algılanmamdan da.
Diğerlerinden daha uzundum. Boy sırasında hep en arkaya düşerdim. NEFRET EDERDİM!
Diğerlerinden daha iriydim, yaşıtım erkekler benden korkardı. Onların açamadığı kapıları açar; beni kızdırdıklarında kapıldığım adrenalin duygusuyla depar atıp heppiciğini yakalayabilirdim. KORKUTAN BİR KIZ OLMAK BENİM İÇİN UTANÇTI.
İlk ciddi kilo kaybımı OKS denen liseye giriş sınavına çalışırken yaşamıştım. Annemler beni, sadece hırslı ve aşırı çalışkan öğrencilerin kazanabildiği butik dershanemsi bir yere vermişlerdi o sıralarda. Her ne kadar o butik dershaneye girebilecek kapasitede çalışkanlığım olsa da, asla YETERLİ olamamıştım. Geri kalıyordum oradaki hırs ortamından. BAŞARISIZDIM. MUTSUZDUM.
İkinci ciddi kilo kaybımı lise 2'de yaşamıştım. Lise 1'de bir çocuğa abayı yakmıştım o zamanlar. Platonikti. Çocuk da sıradan biriydi. Hani her kızın yazdığı, havalı, komik, her kıza yavşayıp içlerinden seçim yapan, sıradan kendi halinde tiplerden... Çocuğa sanırım fazla belli etmiştim platonik duygularımı; diğer pek çok kıza yaptığı gibi hafiften umut veren tavırlarla, kimi zaman fazlasıyla sıcakkanlı olsa da, çoğu zaman kayıtsız ifadeleri dışında hiçbir cevap alamamıştım. İlk platonik aşkım platonik kalmıştı. Önceki kilo kaybımda nasıl akademik alanda beklentilerimi karşılayamadıysam, bu kez de romantizmde istediğimi alamamıştım. BAŞARISIZDIM. MUTSUZDUM.
Son kilo kaybım en ciddi ve uzun süren, son 1 yıl içinde yaşadığım ve en hayati sonuçlarla kendini gösteren, hayatımın geri kalanı boyunca unutmak istediğim deneyimdi denebilir. Amerika'ya staja gittiğimde başlamıştı. Laboratuarında çalıştığım profesör tipik, ego yapmış, ağzına geleni söyleyen bir Türk kadınıydı. En büyük başarılarımda bana küçük iltifatlar eder, minik hatalarımda bana ZAMAN KAYBI olduğumu söyler dururdu. İltifatlar değil, ZAMAN KAYBI sıfatı kulağımda çınladı durdu Amerika'da geçirdiğim 2.5 ay boyunca. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. Tanıştığım, abayı yaktığım, bu kez platonik olmayan, ama bana inanılmaz bir şekilde kendimi değersiz hissettiren bir çocukla tanıştım. Daha önce platonikten öteye geçememiş abayı yakma deneyiminden de kötü etkiledi beni DEĞERSİZ hissetmek. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. O da yetmedi, Türkiye'ye geri döndüğümde, gitgide benliğimi mahveden başarısızlık sendromuna dayanamayan arkadaşlarım tarafından terk edilmiştim. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. Hissettiğim bunca BAŞARISIZLIK, MUTSUZLUK vakasından sonra... Daha fazla söze gerek yok, ÇÖKTÜM!
Bunca zaman, beden imajıma takma sebebim, vücudumun çirkin olduğunu düşünmem değildi. Altında yatan başarısızlık KORKUSU, UTANCI, NEFRETİYDİ. Tıpkı küçükken boy sırasında en arkaya düşerken, erkekleri korkuturken hissettiklerim gibi...
Psikologların 'Hadi şimdi çocukluğunuza inelim' olayı yalan değil arkadaşlar, bizzat yaşadım ve biliyorum. İnsan depresyondayken, olgunluğu da depresyona gidiyor. ÇOCUK OLUYORUZ, KÜÇÜLÜYORUZ.
Çöküşüm sürecinde 3 kez 'BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM' vakası yaşadım. 3 merdiven indim kabaca. Benliğimi geri kazanmak için çıkmam gereken 3 merdiven... İlk basamağımı L ile tanıştığımda geri çıkabildim. Onunla ilk tanışmamızda bana dünya güzeli olduğumu söylediği gün... Zekamı övdüğü başka bir gün... BAŞARILIYDIM, MUTLUYDUM. İkinci basamağımı, yarı maratonu vücuduma hiç hasar vermeden, iyi de bir dereceyle bitirdiğimde çıktım. Beraber maratona katıldığım arkadaş, bana: 'Sana sağlıksız olduğunu, sporu bırakman gerektiğini, çok zayıf olduğunu söyleyen insanlar; senin demin yaptığın koşunun yarısını bile yapamazdı' demişti. O an, bana ve beden imajıma söylenen kırıcı sözlere asla kulak asmamam gerektiğini anlamıştım. YARI MARATON KOŞMUŞTUM. BAŞARILIYDIM, MUTLUYDUM!
3. basamağı ne zaman çıktığımdan emin değilim. Benzer başarıyı Nike'ın 5K'lık minik, kadınlara özel koşusunda bitirdiğim derecede hissetmiştim. Ama o gerçekten bir başarı mıydı, yoksa basit bir mutluluk muydu, emin değilim. Belki de o basamağı hala çıkmamışımdır.
Ama bildiğim tek bir şey varsa... O da şu an BAŞARILIYIM, MUTLUYUM.
Uzunca bir süre de, beni başarısız hissettirecek herhangi bir şey düşünmek, öylesi bir ortama girmek... İSTEMİYORUM.
Başlıkta söz ettiğim hastalığın tek tedavisi var: BAŞARI
İyi geceler;)
1 Ağustos 2015 Cumartesi
THE HAPPIEST LIFE IS TO BE WITHOUT THOUGHT-SOPHOCLES
Staj yaptığım yerden 1-2 haftalığına kovuldum!
Çok yorulmuşum, dinlenmeliymişim...
Başta kovulma fikri acayip sinirimi bozmuştu; ama şimdi dışarı hiçbir sorumluluk düşünmeden çıkmaya, evdeki mutfağı kirletmeye zaman bulmaya, babişimle satranç oynayıp illa ki kendisine yenilmeye ve sonrasında zırlamaya zaman buldukça... Tatil iyi bir şeymiş be!
Fark ettim de... Eylül 2013'ten beri yaptığım tatil günü sayısı (hafta sonları ve belirli günleri saymazsak...): 9 gün!!!
İşsizim ya, lisedeki İngilizce kitaplarından birine ilişti gözüm... Accık okuyim dedim. Bu sözle karşılaştım.
Hakkaten, mutlu olmak için belki de hiç düşünmemek gerekiyor.
Bense aylarca sorunlarıma isim koymayı ve en doğru isimleri bulmak için sorunlarımı irdelemeyi kendime hobi edinmiştim...
İyileşmesinin tek çaresi mutluluk olan birinin yapmaması gereken belki de ilk şey...
DÜŞÜNMÜYORUZ EFENİM. YENİ REÇETE;)
Çok yorulmuşum, dinlenmeliymişim...
Başta kovulma fikri acayip sinirimi bozmuştu; ama şimdi dışarı hiçbir sorumluluk düşünmeden çıkmaya, evdeki mutfağı kirletmeye zaman bulmaya, babişimle satranç oynayıp illa ki kendisine yenilmeye ve sonrasında zırlamaya zaman buldukça... Tatil iyi bir şeymiş be!
Fark ettim de... Eylül 2013'ten beri yaptığım tatil günü sayısı (hafta sonları ve belirli günleri saymazsak...): 9 gün!!!
İşsizim ya, lisedeki İngilizce kitaplarından birine ilişti gözüm... Accık okuyim dedim. Bu sözle karşılaştım.
Hakkaten, mutlu olmak için belki de hiç düşünmemek gerekiyor.
Bense aylarca sorunlarıma isim koymayı ve en doğru isimleri bulmak için sorunlarımı irdelemeyi kendime hobi edinmiştim...
İyileşmesinin tek çaresi mutluluk olan birinin yapmaması gereken belki de ilk şey...
DÜŞÜNMÜYORUZ EFENİM. YENİ REÇETE;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)