2 Ağustos 2015 Pazar

BEDEN İMAJ BOZUKLUĞUNUN TEDAVİSİ

Şimdi fark ediyorum.

Anoreksiya Nervosa denilen şu illet küçüklüğümden beri bende vardı.

Hep besili, sağlıklı bir bebektim; bahsetmişimdir (hekim anne babanın çocuğu olmanın kıyağı diyelim). Benim yanımda, bebekken geçirdiği birtakım hastalıkların sebep olduğu iştahsızlıklara yenik düşüp sonraki çocukluk dönemlerini güçsüz ve zayıf geçiren minnoş kızların yanında kazulet gibi algılanmamdan da.

Diğerlerinden daha uzundum. Boy sırasında hep en arkaya düşerdim. NEFRET EDERDİM!

Diğerlerinden daha iriydim, yaşıtım erkekler benden korkardı. Onların açamadığı kapıları açar; beni kızdırdıklarında kapıldığım adrenalin duygusuyla depar atıp heppiciğini yakalayabilirdim. KORKUTAN BİR KIZ OLMAK BENİM İÇİN UTANÇTI.

İlk ciddi kilo kaybımı OKS denen liseye giriş sınavına çalışırken yaşamıştım. Annemler beni, sadece hırslı ve aşırı çalışkan öğrencilerin kazanabildiği butik dershanemsi bir yere vermişlerdi o sıralarda. Her ne kadar o butik dershaneye girebilecek kapasitede çalışkanlığım olsa da, asla YETERLİ olamamıştım. Geri kalıyordum oradaki hırs ortamından. BAŞARISIZDIM. MUTSUZDUM.

İkinci ciddi kilo kaybımı lise 2'de yaşamıştım. Lise 1'de bir çocuğa abayı yakmıştım o zamanlar. Platonikti. Çocuk da sıradan biriydi. Hani her kızın yazdığı, havalı, komik, her kıza yavşayıp içlerinden seçim yapan, sıradan kendi halinde tiplerden... Çocuğa sanırım fazla belli etmiştim platonik duygularımı; diğer pek çok kıza yaptığı gibi hafiften umut veren tavırlarla, kimi zaman fazlasıyla sıcakkanlı olsa da, çoğu zaman kayıtsız ifadeleri dışında hiçbir cevap alamamıştım. İlk platonik aşkım platonik kalmıştı. Önceki kilo kaybımda nasıl akademik alanda beklentilerimi karşılayamadıysam, bu kez de romantizmde istediğimi alamamıştım. BAŞARISIZDIM. MUTSUZDUM.

Son kilo kaybım en ciddi ve uzun süren, son 1 yıl içinde yaşadığım ve en hayati sonuçlarla kendini gösteren, hayatımın geri kalanı boyunca unutmak istediğim deneyimdi denebilir. Amerika'ya staja gittiğimde başlamıştı. Laboratuarında çalıştığım profesör tipik, ego yapmış, ağzına geleni söyleyen bir Türk kadınıydı. En büyük başarılarımda bana küçük iltifatlar eder, minik hatalarımda bana ZAMAN KAYBI olduğumu söyler dururdu. İltifatlar değil, ZAMAN KAYBI sıfatı kulağımda çınladı durdu Amerika'da geçirdiğim 2.5 ay boyunca. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. Tanıştığım, abayı yaktığım, bu kez platonik olmayan, ama bana inanılmaz bir şekilde kendimi değersiz hissettiren bir çocukla tanıştım. Daha önce platonikten öteye geçememiş abayı yakma deneyiminden de kötü etkiledi beni DEĞERSİZ hissetmek. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. O da yetmedi, Türkiye'ye geri döndüğümde, gitgide benliğimi mahveden başarısızlık sendromuna dayanamayan arkadaşlarım tarafından terk edilmiştim. BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM. Hissettiğim bunca BAŞARISIZLIK, MUTSUZLUK vakasından sonra... Daha fazla söze gerek yok, ÇÖKTÜM!

Bunca zaman, beden imajıma takma sebebim, vücudumun çirkin olduğunu düşünmem değildi. Altında yatan başarısızlık KORKUSU, UTANCI, NEFRETİYDİ. Tıpkı küçükken boy sırasında en arkaya düşerken, erkekleri korkuturken hissettiklerim gibi...

Psikologların 'Hadi şimdi çocukluğunuza inelim' olayı yalan değil arkadaşlar, bizzat yaşadım ve biliyorum. İnsan depresyondayken, olgunluğu da depresyona gidiyor. ÇOCUK OLUYORUZ, KÜÇÜLÜYORUZ.

Çöküşüm sürecinde 3 kez 'BAŞARISIZDIM, MUTSUZDUM' vakası yaşadım. 3 merdiven indim kabaca. Benliğimi geri kazanmak için çıkmam gereken 3 merdiven... İlk basamağımı L ile tanıştığımda geri çıkabildim. Onunla ilk tanışmamızda bana dünya güzeli olduğumu söylediği gün... Zekamı övdüğü başka bir gün... BAŞARILIYDIM, MUTLUYDUM. İkinci basamağımı, yarı maratonu vücuduma hiç hasar vermeden, iyi de bir dereceyle bitirdiğimde çıktım. Beraber maratona katıldığım arkadaş, bana: 'Sana sağlıksız olduğunu, sporu bırakman gerektiğini, çok zayıf olduğunu söyleyen insanlar; senin demin yaptığın koşunun yarısını bile yapamazdı' demişti. O an, bana ve beden imajıma söylenen kırıcı sözlere asla kulak asmamam gerektiğini anlamıştım. YARI MARATON KOŞMUŞTUM. BAŞARILIYDIM, MUTLUYDUM!

3. basamağı ne zaman çıktığımdan emin değilim. Benzer başarıyı Nike'ın 5K'lık minik, kadınlara özel koşusunda bitirdiğim derecede hissetmiştim. Ama o gerçekten bir başarı mıydı, yoksa basit bir mutluluk muydu, emin değilim. Belki de o basamağı hala çıkmamışımdır.

Ama bildiğim tek bir şey varsa... O da şu an BAŞARILIYIM, MUTLUYUM.

Uzunca bir süre de, beni başarısız hissettirecek herhangi bir şey düşünmek, öylesi bir ortama girmek... İSTEMİYORUM.

Başlıkta söz ettiğim hastalığın tek tedavisi var: BAŞARI

İyi geceler;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder