31 Temmuz 2015 Cuma

KALINTILARDAN DA KURTULDUM MUYDU TAMAMDIR

Artık normal bir insanım (hala hipotalamik amenoreden çekiyorum, o konuyu dışlayalım). Kimse bana onu ye bunu ye ısrar etmiyor.

Ama her anneyi bilirsiniz, çocuklarını beslemeyi çok severler.

Karpuzu çok sevmem, her seferinde de anacım şu yaz aylarında karpuz kesip koca koca tabaklara doldurmazsa o gün günah gün olur, deftere yazılır.

Annem demin o huylarından birini yapıp, kocaman tabağa karpuz doldurmuş bir halde odama attı kendini. Kendisine 5 kez 'Karpuz istemiyo canım' diye bağırdığım halde. Şişmişim, demin de yemek yemişim. Zorlayarak yiyorum hep getirdiğinde ama bu sefer karnım da ağrıyor. Yapamam yani...

Kendimi yine kötü hissettim.

İyileşmemdeki son aşamam,ısrarla verilen ikramı reddettiğimde kendimi kötü hissetmediğim zaman olacak herhalde...

27 Temmuz 2015 Pazartesi

ANOREKSİYA NERVOZA: HASTALIK AKILDA MI, BEYİNDE Mİ, VÜCUTTA MI?

Anoreksiya bir zihniyet hastalığıdır. Zihniyet değiştiğinde o hastalık bitmiştir.

Anoreksiyanın üstesinden gelmiş insanlara, geçirdikleri böylesi psikolojik travma yüzünden fiziksel görüntülerinde hastalığın bıraktığı birtakım değişimin (zayıflık, güçsüzlük vb), sürekli yüzlerine vurulması acımasızdır, aptallıktır, belki de kıskançlıktır.

Bugün 'Pro-ana websiteleri' adı altında, insanlara 'thinspiration' adı altında sürekli kilo vermeyi özendiren yasal online linklerin varlığını keşfettim. Belki de onlardı benim geçirdiğim kısa dönemli hastalığımda en büyük rollerden birini oynayan. İnternet bu ne de olsa, spam diye bindirbir çeşit saçma sapan şeyleri açıp duruyorlar (kabul ediyorum, en popüler spam'lerden biri değildir belki pro-anorexia spamleri, porno siteleri dururken... Ama yine de varlıklarını inkar edemezsinir, edebilemezsiniz, ETMEZSİNİZ)




Video'daki kızı gerçekten anlayabiliyorum. Çocuk yaşına rağmen böylesi çeldirici patolojik bir hayat tarzından caymayı başarabilmesi müthiş bir başarı. Ben belki de yapamazdım. Bir de altında yaptıkları, kızın şimdiki fiziğine yönelik yorumları görüyorum. Gerçekten o youtube hesaplarının kimlere ait olduklarını bulup üzerlerinde, öğrendiğim minnak box derslerini uygulayasım geliyor.

Olay dış görüntü değil. Olay iç görüntü. İçimizde hissettiğimiz çirkin ve sağlıksız görüntü. Anlayabiliyonuz mu?

Aylardır iç görüntümü düzeltmeme rağmen dışarıda kalan minik kalıntılar yüzünden saçma sapan yorumlar duymaktan bıktım artık. Allahtan dünkü akraba ziyaretinde halden anlayan bir yenge vardı da, sülaleme hakkımda olumlu bir geribildirim verdi ve insanlar sustu.

Tüm bu iyileşme süreci içinde, olan hep bana ve zavallı aileme (özellikle kulağına gelen her şeyi kafaya takan anacığıma) oldu. Anacığım belki de benden daha da fena psikopata bağladı.

Her yazımda sürekli kendimi sorguladım, 'ben iyileştim mi? Yoksa iyileşme fazında mıyım hala? Yoksa olduğum yerde sayıyor muyum?' diye. Hastalığımın bittiğinden nasıl emin oldum biliyonuz mu?

Anacığım bugün tabağıma sağlıklı yemekleri doldurdu, evde kalan hamur işi misafir yemekleriniyse babama şutladı.

İşte o zaman anladım.

Annemin bize belirlediği tipik aile menümüz bu şekildedir normalde. Annem az yer, ben sağlıklı yerim, babamsa gönlüne göre yer (malum, erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer annemin nazarında).

Eski hayatımıza döndük. Sonunda.

Artık haftalarımı puanlandırmaktan vazgeçiyorum. Benim için her gün başarılı. Her gün mutlu.

Bu bloga yazmayı keseceğim anlamına gelmiyor bu.

Belki de o anlama geliyordur, bilmiyorum.

İyi gecelerrrr:))

26 Temmuz 2015 Pazar

'ELALEM NE DER' OLAYINDAN SIKILDIM

Sabah annemlerle keyifli bir kahvaltı sohbeti ettik. Kuzenimin minikliğindeki yaramazlıklarıydı konu. Annem çok eğlenerek anlatır kuzenimi ve afacanlığını. Ancak bazen yanlış kişilere anlattığını düşünür. Yengem gibi. Ona iyi niyetle kuzenimin minnaklığını anlattığında, yengem bunu tüm sülaleye evire çevire kendi dilinden anlatınca biraz yanlış anlaşılmalar mı ne olmuş, benim şimdiki 2.10 m'lik izbandot sessiz sakin kuzenim de kendini rezil hissetmiş, o yüzden teyzem de annemi haşat etmiş kuzenimin küçüklük anılarını ulu orta paylaştığı için.

Bir insanın çocukluğu neden utanç konusu olur ki? Adı üstünde, çocukluk. Hata yapmanın en temiz zamanı değil mi?


Bu akşam da en büyük kuzenim çocukları ve eşiyle gelecek. Beni en son 5-6 yıl önce mi ne görmüşlerdi.

Sorun şurada. Normal ve sağlıklı bir fiziğim var, ama 5-6 yıl öncesine göre hala inceyim. Biraz daha... Hatta bence aynı gibiyim ama anneme göre değilim.

Sanırım annem bu durumu akrabalara göstermekten pek de hoşnut değil.

Bana normalde herkesin çok yakıştırdığı puantiyeli bir elbise giydim. 'Seni ince göstermeyen bir şey giy. Şimdi laf ederler.' dedi annem. Sanırım biraz üzüldüğümü fark etmiş olacak, 'iyi tamam bu da güzel.' diye düzeltip kaçtı gitti.

Allahtan öğleyin L'den birkaç iltifat almıştım da, bugün kendimi hilkat garibesi gibi hissetmiyorum.

Ama ne yalan söyliyim, o dakikalarda biraz gözlerim dolmadı değil.

Ne zaman atlatıcam ben bunları?

Eskiden insanlar bana 'Ne kadar incesin, biraz kilo al, bu bel ne öyle?!' dediğinde bunu hoş bir iltifat olarak algılardım.

Tekrar öyle algılayabilmek istiyorum.

Sinir oldum ya... Tüm Türkiye'nin derdi 'Savaşa mı girdik' sorunsalıyken ben niye hala dış görüntüme yapılan yorumlarla uğraşıyorum ki? Böyle biri değildim ben!..

25 Temmuz 2015 Cumartesi

HAFTA RAPORU

Kural 1 değerlendirmesi: Max 20 dakikalık kardio, 20 dakikanın üzerinde geçen kardio günlerinde geçirdiğin oran kadar kas çalışmasından kıs. Haftada max 5 kere gym'e git.
   -Kardio yapmaya bayılıyorum ne yalan söyliyim. O yüzden eski yaptığım kardioyu spor salonunda geçirdiğim zaman boyunca 3'e bölerek devam ettiriyorum. İlk 2 kardiom 10-13 dakika kadar falan sürüyo. Son kardio yaklaşık 5 dakika oluyor. Deparı son kardioya bırakıyorum. Her kardio arasında 15-20 dakikalık kas çalışması serpiştiriyorum.
   -Sonuç: 1 haftada irileştim ve güçlendim. Sporu yormayan bir forma sokmanın payı vardır kesin bunda, ama muhtemelen kendime eklediğim yeni carb-treat'lerinin de yardımı olmuştur. (Yaptığım kahvaltının ağırlığına veya açlık durumuma bakmaksızın spor sonrası ya 1 kase tam yağlı yoğurt ya da whey protein içerikli protein bar indiregandilemek gibi)
   -Bu hafta 4 kez kas+kardio, 1 kez de kardio için gittim gym'e. Bugün güya L ile Maçka Parkı'nda hafif tempo koşacaktık; 'koşmayalım yaaa hissedilen sıcaklık 40 derece, ölürüz' diyip yan çizen ve planı sinemada pineklemeceye iteleyen bendim.
   -Bu maddeden kendime +1 puan veriyorum.

Kural 2 değerlendirmesi: El emeğiyse sana verilen ikramı ye.
   -Daha demin anacığım yaptığı Mardin'e has sembuseği hüptrikledim, gece yarısı olmasına ve aç hissetmememe bakmaksızın. Ve biliyonuz mu? Harikaydı!
   -Fazla söze gerek yok: +1 ;)

Kural 3 değerlendirmesi: Her güne 1 Magnum
   -Magnum'dan sıkıldım yahu. O maddeyi her güne 1 güllaç olarak değiştirdim.
   -Güllaçlara puanım 10 üzerinden 10, kendime de +1 !!!


Hafta boyu aldığım yorumlar:

   Anacığım: 'Şimdi bakıyorum da... Kızım, seni resmen yeniden kazandık. Aramıza hoşgeldin!'
   Babacığım: 'Akıllı kızım benim. Yağ oranın umrumda bile değil. Ne yalan söyliyim, böyleyken de ayrı bir hoşsun. Ama kendin için en doğru olanı yaptığını gördükçe gurur duyuyorum senle.'
   L: 'Aşkım, sen irileştikçe bir tatlı oluyorsun yhaaa!'
   Jinekolog: 'Muayeneden gördüğüm kadarıyla endişelenir bir durumun yok. Ama n'aparsan yap 50 kilonun altına inme. Devam;) '


Sonuç: Bu haftanın puanı BAŞARILI!!!

22 Temmuz 2015 Çarşamba

KENDİNDEN EMİN OLMAK NİYE BU KADAR ZOR?

Dün işim yoktu, bir kadın doğumdan randevu alayım da fikir edineyim dedim. Düşündüğümden daha kolaymış aileden bağımsız bir başka doktordan randevu almak.

Sağ olsun doktor beni rahatlatacak bir yığın şey söyledi, çok iyi geldi bana.

Durumumun iyiye gittiğini bilmek güzel. Tabii kendimi kandırıp kandırmadığımı bilmiyorum, belki de durumum sadece kötüye gitmiyordur da olduğu yerde sayıyordur.

Yine de kötüye gitmesinden daha iyi her şekilde diyip içimi rahatlatmak istiyorum.

Ama bugün kafamı kurcalayan iki şey oldu. 'Ben hala kendimi mi kandırıyorum? Hala iyileşemedim mi? O yüzden mi sonuç alamıyorum?' diye sorgulamalar yaşattı bana o küçük günlük detaylar.

İlki L ile yaptığım telefon konuşmasıydı. Haberlere kızmış, ülkeden gitmek istiyormuş. Yurtdışını düşünmeliymişim. Benim dışarıda olan haksızlıklara karşı soğukkanlılığım, kayıtsızlığım onu sinir ediyormuş. Haklı L! Etrafımda bunca insan isyanlardayken, ben niye bu kadar sessizim ki?

Türkiye'nin gündemi berbat haberlerle sarsılıyor malum. Bundan iki yıl önce, o haberlerle kolayca gaza gelip, isyan etmek için bahane arayan yaşıtım güruha katılmak için can atan, 'Hött otur oturduğun yerde bakiyim, dünyayı sen mi kurtaracan?!' diyen ana babaya yenik düşünce de, Twitter'da saçma sapan asi yazılar paylaşarak aldığı retweet ve favori sayısına göre kendisiyle gurur duyan, kısacası işsiz güçsüz ama mutlu bir üniversiteliydim. İki yıl önceki halim şimdi olsaydı, yine kolayca gaza gelir, ülkenin iğrençliğinden yakınır, ölenlerimize ağlar, Twitter'ın açılma-kapanmasına küfreder, minik espritüel dokundurmacalarımı facebook'ta orada burada paylaşır; içten içe kendimle gurur duymamı sağlayan kendim için büyük, dünya için anlamsız bir yığın şeylerle meşgul olurdum.

Ama öyle olamıyorum bu aralar. Okuduğum haberler, etrafımda olanlar... Beni ırgalayamıyor. Eskiden gözlerimi ağlamaktan kör edebilecek ölüm manşetleri, bir kulağımdan girip öteki kulağımdan çıkıyor.

Aklım hala atlatmaya çalıştığım yorucu koca bir senede. Unutamıyorum. Kendime yaptığım şeyleri unutamıyorum. Yaptığım şeylerden dolayı duyduğum vicdan azabını, o vicdan azabını unutmak için kendime yapmaya yeltendiğim daha da kötü şeyleri...

Ben hala kendimi suçluyor muyum?

İkinci şey de annemin öylesine ağzından kaçırdığı bir cümleyle oldu.

Annişkom eve mutlu geldi. Yeni aldığı cicilerden birini giymiş işe bugün, pek de yakışmış. Aynada kendine baktı... 'ayyy, ne güzel olmuuuş! 1-2 kilo versem daha da güzel olacak' dedi. Ben de: 'Olacak annik olacak, sabıııır... Yavaş yavaş' diye gülümsedim annişime. Annişim yüzünü bana çevirdi, sevinerek beni süzdü ve: 'Ayyy çok mutluyum. Sonunda her şey rayına oturdu! Baban mutlu, ben mutlu, sen de iyisin artık çok şükür! Ben 1-2 kilo versem, babişin 2-3 verse... Sen 1-2 kilo alsan... Ohh, her şey müthiş!'

Daha sevimli bir anektot olabilir mi az evvel yazdığım şeyden? Kızına mutlu mesut hoplaya zıplaya içindekileri döken tatlı bir anne tablosu!..

Normal bir insan böyle düşünür di mi?

Ama ben hala 'Sen 1-2 kilo alsan...' cümlesini duyduğum an hissettiğim hüzünde kaldım. O cümleyi duyduğumda midem bulanıyor hala.

Kim böyle bir cümleyi duymaktan nefret eder ki?

'İstediğin kadar tatlı ye, ohh hayat sana güzel' tarzı bir şeyle eşdeğer tutar normal bir psikoloji böyle bir cümleyi.

Ben niye üzülüyorum?

Beni daha da üzen şeyse... Ben niye hala kendimle uğraşıp duruyorum? Küçüklüğümden beri hep analiz yeteneğimi överdi hocalarım. Ama her şeyin fazlası zarar değil mi? Kendi analizimi bu kadar yapmam sağlıklı mı?

Ben sağlıklı mıyım?..

19 Temmuz 2015 Pazar

BAĞIMLIYDIM VE SUÇUM YOK!

Artık psikolojik olarak tamamen iyileştiğime inanıyorum. Kilo almam gerektiğini biliyorum, bunun için ekstra bir uğraşım yok... Ama GERÇEKTEN dikkat etmiyorum. Canımın istediği her şeyi, istediğim zaman yiyebiliyorum. Hem de beni düzeltmeye çalışan sinir bozucu 'Dal şuna... Kilo alman gerek unutma...' anacan sesini umursamadan... Sadece zevk almak için yapıyorum. Yaptıktan sonra da, sırf koşacak enerjim olduğu için koşmuyorum. Yapacak başka bir işim yoksa, kendimi mutlu etmek için minik hoplamalı zıplamalı yürüyüşler yapıyorum en fazla. Haftada 1-2 depar attığım da oluyor. Ama koşu yeteneğimi kaybetmediğime kendimi inandırmak için.

O korkutucu pseudo-recovery fazını aşmak kadar mutlu edici bir şey yokmuş!

Spor bağımlısıydım. Aylarca bitmeyen bu bağımlılık yüzünden kendimi suçlayıp durdum. Spor yapmadığımda mutsuz oluyordum. Spor yapacak en küçük imkanı bulduğumda mutsuzluğumu unutmak için daha çok spor yapıyordum... Sonrasında da niye bu kadar çok spor yaptığımı düşünüp daha da mutsuz oluyordum. Daha da mutsuz oldukça... Daha da spor yapıyordum.

KISIR DÖNGÜ!

Bir insanın girebileceği en tehlikeli süreçlerden biri kısır döngüdür. İnsan fark etmeden yiyip bitirir onu...

Bağımlılığımı nihayet atlattım. Üstüne giderek değil... Hırs yaparak hiç değil! Bunları da denemiştim ama işe yaramıyor maalesef...

Mutlu olmak asıl ilaç. CeHaPe'li gelecekten umutlu ve sinir bozucu derecede sevindirik teyzeler gibi gelecek kulağa L'nin düşüncesiyle. Ama başka bir açıklaması yok... Mutlu olmadan o bağımlılıktan vazgeçemiyorsun.

İnsan vücudu bu. Sürekli haz peşinde. Diğer bir deyişle mutluluk peşinde. Mutluluk kaynağını hayatından bulamayınca da, kendine yalancı bir mutluluk yaratmak zorunda kalıyor. Ama hiçbir şeyin taklidi gerçeğini tutmaz malum. O yalancı mutluluk kaynağı, gerçeğiyle yer değiştirmedikçe, insanın hayatında yoğunluğunu ve sıklığını artırarak devam ediyor. Adı da bağımlılık oluyor!

Zeki, hiçbir şeyin felsefesine inmeden gününü gün eden cool okurlar rastlarsa bu yazıya... Bilimsel açıklaması da aşağıdaki linkte geliyorrr, hazır olunuz :p

http://www.huffingtonpost.com/johann-hari/the-real-cause-of-addicti_b_6506936.html

Pis koydum mu?? Evet evet, pis koydum!

BLOG BAŞLIĞINA SADIK KALIP GÜNLÜK TUTALIM ACCIK!

Sevgili günlük,

Dün anacığımın hastanedeki nöbet günüydü (evet, bayram bayram nöbet tutuyor annem hobi olarak). Haliyle kadın kalkmış sabahın 7'sinde, heppiciğimize protein deposu bir kahvaltı hazırlamış. Bizi uyandırmamak için parmak ucunda tin tin hazırlanmaya konmuş.

Ama yok grelinmiş, yok peptit yy'ymiş, efenime söyliyim leptin eksikliğiymiş, yağ azlığıymış... Derkene, bizim emekli anoreksiğimizin uykusu pamuk ipliğine bağlı bir hassasiyette vesselam. Haliyle kızımız tin tin ayak seslerinden bir tanesini horoz öttürmesi olarak algılayıp 7.30'ta gözleri odasındaki beyaz tavanlara dikmişti.

Neyse, babiğin de erken uyanası tutmuş, annem gitmeden hüptrik proteinlerimizi depolayıp nöbetçi mağdurumuzu yolladık. Normalde nöbet günlerinde babik anniğe eşlik eder. Bugün etmeyesi geldi. Onun yerine evde benimle TV yayın akışına kapılası tuttu.

'Pfff... Baba yaaa... Bi gitsene yaa... Koşacam benn:S' düşünceleri kafamda uçuşurken, bir süre sonra babikle karşı karşıya güneş dolu bir odada oturmanın da koşmak kadar zevkli olduğunu fark edip o düşünceyi uzaklaştırdım kendimden.

12.00 gibi programa uyup erkek arkadaşımla ananesinin evine aile yemeğine yolladık. Kadıncaaz donatmış masayı vallahi. Annesiyle de tanıştım L'nin. Nasıl sevimli bir kadın anlatamam. Arkadaş niyetine koy karşına çene çal hani!

Biraz sitelerinde yürüyüş, az biraz havuzda yüzmece yaptıktan sonra L beni eve geri götürdü.

Döndüğümüzde saat 7'ye geliyordu. Anacım da nöbetini yeni bitirmiş zati. Biraz çene çaldıktan sonra, emekli anoreksiğimizin grelin hormonları azmış olacak... 'Anneee, o elmalar yıkanmış mıı... Ya da şu kirazlar?... Acıkmadınız mı?... YEMEK Mİ YESEEEEK?' diye homurdanmaya başladı.

Ama ortada birtakım sorunlar silsilesi vardı:
-L, kendini yaza hazırlamakla uğraştığı için, benim kurtulmaya çalıştığım sağlık takıntılı bir besin düzeni+spor bağımlılığı'nı kendine huy edinmeye çalışıyordu. Bu uğraşı gereği, akşam akşam güzel bir ziyafet üzerine bayram yemekleri indiregandilemek caiz değil, hatta haram, hatta ve hatta şirk koşmakla birebirdi Allah katında.

-Anacım tatilde aldığı kiloları geri vermeye uğraştığı katı bir diyete sokmuştu kendini. 'Acıktım' kelimesiyle başlattığım her cümle, şu aralar onda 'Kızım düzeldi' mutluluğunun yanı sıra, pasif agresif tavırlara yol açıyordu.

-Babacım da bir pseudo-diet dönemine koymuştu kendini. Uzun zamandır evde yalnız kalmamış, anacığımın nöbetinden faydalanıp, 1 şişe koca Merlot'u bitirmiş olmanın keyifli vicdan azabını yaşıyordu.

Herkes bana pis pis bakadursun, bayram soframız hazırlandı ;)

Sonrasında L ile tatlı bir dede sporu yapıp (nam-ı diğer: yürüyüş)... Günümü bitirdim.

Sevgilerle...

Emekli anoreksik...