22 Temmuz 2015 Çarşamba

KENDİNDEN EMİN OLMAK NİYE BU KADAR ZOR?

Dün işim yoktu, bir kadın doğumdan randevu alayım da fikir edineyim dedim. Düşündüğümden daha kolaymış aileden bağımsız bir başka doktordan randevu almak.

Sağ olsun doktor beni rahatlatacak bir yığın şey söyledi, çok iyi geldi bana.

Durumumun iyiye gittiğini bilmek güzel. Tabii kendimi kandırıp kandırmadığımı bilmiyorum, belki de durumum sadece kötüye gitmiyordur da olduğu yerde sayıyordur.

Yine de kötüye gitmesinden daha iyi her şekilde diyip içimi rahatlatmak istiyorum.

Ama bugün kafamı kurcalayan iki şey oldu. 'Ben hala kendimi mi kandırıyorum? Hala iyileşemedim mi? O yüzden mi sonuç alamıyorum?' diye sorgulamalar yaşattı bana o küçük günlük detaylar.

İlki L ile yaptığım telefon konuşmasıydı. Haberlere kızmış, ülkeden gitmek istiyormuş. Yurtdışını düşünmeliymişim. Benim dışarıda olan haksızlıklara karşı soğukkanlılığım, kayıtsızlığım onu sinir ediyormuş. Haklı L! Etrafımda bunca insan isyanlardayken, ben niye bu kadar sessizim ki?

Türkiye'nin gündemi berbat haberlerle sarsılıyor malum. Bundan iki yıl önce, o haberlerle kolayca gaza gelip, isyan etmek için bahane arayan yaşıtım güruha katılmak için can atan, 'Hött otur oturduğun yerde bakiyim, dünyayı sen mi kurtaracan?!' diyen ana babaya yenik düşünce de, Twitter'da saçma sapan asi yazılar paylaşarak aldığı retweet ve favori sayısına göre kendisiyle gurur duyan, kısacası işsiz güçsüz ama mutlu bir üniversiteliydim. İki yıl önceki halim şimdi olsaydı, yine kolayca gaza gelir, ülkenin iğrençliğinden yakınır, ölenlerimize ağlar, Twitter'ın açılma-kapanmasına küfreder, minik espritüel dokundurmacalarımı facebook'ta orada burada paylaşır; içten içe kendimle gurur duymamı sağlayan kendim için büyük, dünya için anlamsız bir yığın şeylerle meşgul olurdum.

Ama öyle olamıyorum bu aralar. Okuduğum haberler, etrafımda olanlar... Beni ırgalayamıyor. Eskiden gözlerimi ağlamaktan kör edebilecek ölüm manşetleri, bir kulağımdan girip öteki kulağımdan çıkıyor.

Aklım hala atlatmaya çalıştığım yorucu koca bir senede. Unutamıyorum. Kendime yaptığım şeyleri unutamıyorum. Yaptığım şeylerden dolayı duyduğum vicdan azabını, o vicdan azabını unutmak için kendime yapmaya yeltendiğim daha da kötü şeyleri...

Ben hala kendimi suçluyor muyum?

İkinci şey de annemin öylesine ağzından kaçırdığı bir cümleyle oldu.

Annişkom eve mutlu geldi. Yeni aldığı cicilerden birini giymiş işe bugün, pek de yakışmış. Aynada kendine baktı... 'ayyy, ne güzel olmuuuş! 1-2 kilo versem daha da güzel olacak' dedi. Ben de: 'Olacak annik olacak, sabıııır... Yavaş yavaş' diye gülümsedim annişime. Annişim yüzünü bana çevirdi, sevinerek beni süzdü ve: 'Ayyy çok mutluyum. Sonunda her şey rayına oturdu! Baban mutlu, ben mutlu, sen de iyisin artık çok şükür! Ben 1-2 kilo versem, babişin 2-3 verse... Sen 1-2 kilo alsan... Ohh, her şey müthiş!'

Daha sevimli bir anektot olabilir mi az evvel yazdığım şeyden? Kızına mutlu mesut hoplaya zıplaya içindekileri döken tatlı bir anne tablosu!..

Normal bir insan böyle düşünür di mi?

Ama ben hala 'Sen 1-2 kilo alsan...' cümlesini duyduğum an hissettiğim hüzünde kaldım. O cümleyi duyduğumda midem bulanıyor hala.

Kim böyle bir cümleyi duymaktan nefret eder ki?

'İstediğin kadar tatlı ye, ohh hayat sana güzel' tarzı bir şeyle eşdeğer tutar normal bir psikoloji böyle bir cümleyi.

Ben niye üzülüyorum?

Beni daha da üzen şeyse... Ben niye hala kendimle uğraşıp duruyorum? Küçüklüğümden beri hep analiz yeteneğimi överdi hocalarım. Ama her şeyin fazlası zarar değil mi? Kendi analizimi bu kadar yapmam sağlıklı mı?

Ben sağlıklı mıyım?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder