30 Ağustos 2015 Pazar

YÜZLEŞME

Böylesi bir başlıktan sonra edebi bir yazı gelmezse n'olur?

Tabii ki ayıp olur!

Ne yazık ki, bugün ahlaksız havamdayım. Haliyle ayıp edicem...

Edebi yazı yazamıyorum arkadaşlar. Tüm yıl, 'Yağ oranım çok düşüüüğğğğk', 'Ne yeseeeeeem, ne yemeseeeeeem', 'Şimdi bunu yiyince östrojenlenip adet olabiliyo muyuuuuuum' diye düşünmekten, zevkine kitap okumayı unutuvermişim.

Kitap okumaya başlamam lazım! Acil!!!

Yoksa böyle ayıp etmecelerin devamı gelecek :S

Neyse yazıyı bitirmeden neyle yüzleşmem gerektiğini de söyliyim de yatıp zıbarayım bari...

TATİL BİTTİ YAHUU!!! YAZ BİTTİ!!! YARIN OKUL VAR OKUL OKUL O... KUL... KUL... KUL HAKKI... YAZIK BANA LAN?!?!?!?!

O değil de, okuldaki bütün arkadaşlarla arayı bozdum malum. Şimdi iki seçenek var başıma geleceklerle ilgili. Ya millet geçen seneki halimi unutmamış olacak, beni rahat bırakacaklar. Ben de rahat rahat sporuma mporuma gidecem takılacam öyle... Ya da... geçen seneki halimi unutmuş olup, beni ordan oraya sürükleyecekler, ben de spor yapamadığım için depresyona girecem. Girdikçe daha da girecem. Sonra...

Sonrasını düşünmüyorum ve çenemi kapıyorum.

Emeeen... Hayat bunları düşünmek için fazla kısa.

MUTLU OLUN CANOLAR!

(Şu blogu okuyan kaç tane işsiz cano vardır ki... Gerçi bir tanesini biliyorum. Starts with Cez... Ends with... neyse ortalığa açık etmiyim kendisini. Çok severim kendisini! Bu böyle biline;) )

29 Ağustos 2015 Cumartesi

PEKİ TAKMAMAK KÖTÜ MÜDÜR?

Dün büyük gündü; nam-ı diğer ENDOKRİNOLOJİ GÜNÜydü.

Tipik, hastasını geciktirmeyi seven, ama hastasıyla yüzyüze oturup konuştuğunda dünya sevimlisi olduğu anlaşılan, güleryüzlü bir özel hastane hekimine gittim.

Önce hasta hikayemi sordu. Cevapladım:

'Minik bir travma atlattım ama sonrasında kendimi acımaszıca cezalandırdım. Yaklaşık 1 yıl anoreksiyayla yaşadım. O 1 yılın içinde iyileşme sürecim de var. Tam olarak sağlıklı ve kilo aldırıcı beslenme stilini 3-4 aydır yapıyorum. 6 aydan uzun bir süredir adet görmüyorum.'

Sonra garip ekstrem sorulara geçti:

'Son 1 yıl içinde kırık çıkık geçirdin mi?'

'Bayıldın mı?'

'Tiroit fonksiyonlarında bozukluk oldu mu?'

'Kas güçsüzlüğün oldu mu?'

'...'

Cevapladım: 'Hayır!?!?!'

Açıkladı: 'Kendine ne kadar zarar verdiğini anlamaya çalışıyordum. Kaç kilosun?'

Cevapladım: 'Tartıda 50 kiloyu gördükten sonra tartıyı bıraktım. Görmek de istemiyorum'

Sordu: 'Ama seni tartmak istiyorum?'

Cevapladım: 'Sorun değil. Ama bakmak istemiyorum'

Yorumladı: 'Hiç sorun değil, söylemem. Psikolojin normale döndü mü? Normal gözüküyorsun'

Cevapladım: 'Emin olamıyorum. PTSD atakları yaşıyorum arada. Ama yaşam kalitemi çok da etkilemiyor'

Yorumladı: 'O da geçer ya, takma dert değil...'

Gülümsedim: 'Biliyorum, geçecek'

Tansiyonumu ölçtü: 'Tansiyonun 10'a 6'

Yorumladım: 'Tansiyonum ve nabzım düşük çıkar genelde. Spor yapıyorum.'

Sordu: 'Sporcu musun? Ne sporu yapıyorsun?'

Kaçamaklı cevapladım: 'Koşuyorum...'

Gözlerini açtı: 'KOŞMA!!! YASAK!!!'

Cevaplamadım...

Genel vücut muayenemi yaptı ve yorumladı: 'Her şey gayet iyi gözüküyor. Hadi şimdi seni bir tartalım'

Tarttı: 'ÇOK ZAYIFSIN!!!'

Somurttum: 'Hala mı?..'

Üsteledi: 'Bir doktor olarak söylüyorum. Zayıfsın...'

Sabah spor hocamın, kas kütlemin tam bir sporcuya uygun miktarda olduğunu söylediğini hatırladım. Barfiks çekerken karın kaslarımı kontrol edip: 'Şu an yağ yakıyorsun' demesiyle, benim barfiksten kendimi yere atmam bir olmuştu o sabah. Hocam 'Neden bunu yaptın?' dediğinde, 'Yağ yakmak istemiyorum' demiştim. Hocamın cevabı: 'Sporla iyi yağ yakmazsın kızım, kötü yağ yakarsın, bırak yansınlar. ' olmuştu.

Üzülerek: 'Ya bahsettiğiniz kişinin yağ oranı çok düşükse?' demiştim.

Hocam gözlerime bakıp: 'Kızım... Hasta, yorgun, acı çeken insanı gözünden tanırım. Senin gözlerinde sadece mutluluk ve enerji var. Kendini kısıtlama' demişti.

Yaşını başını almış, tontiş spor hocamın, babamın bana söylemesini istediğim şeyleri söylemesi... Kendimi uzun zamandır bu kadar mutlu ve sorunsuz hissetmemiştim:

'Harika bir baba olduğunuza eminim hocam.'

Hocam: 'Öyleyim. Kızım benim her şeyimdir. Sen de kızıma benziyorsun, o yüzden seni çok sevdim!'

Yeni yeni anlıyorum. Benim sorunum yağ oranı değil. Hipotalamik amenore zımbırtısı hiç değil. Benim sorunum kendimi kısıtlamak.

Ailemi hayal kırıklığına uğratmamak için... Hata yapmamak için kendimi kısıtlamak.

Başarı için, mükemmel olmak için kendimi kısıtlamak...

Hatta öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki, bazen sadece kısıtlanmayı özlememek için kendimi kısıtlamak.

Şu an yaşadığım bütün minnak problemlerin, aslında sorun değil; ana sorunumun bir göstergesi olduğunu şimdi anlıyorum.

Endokrinologla o büyük görüşmeyi yaptım, evet. Ama yaptığım o görüşmeden sonra mutlu ya da mutsuz olmadım. Sıradan bir insana yaşadığım bir sağlık sorununu anlatırmışım gibiydi. Dedikleriyse bir kulağımdan girdi, ötekinden çıktı.

Zaman kaybı gibi gelmişti. Ama şimdi düşünüyorum da, belki de zaman kaybı değildi.

Belki de adam haklıydı. Altı üstü PTSD, geçeer gider;)

27 Ağustos 2015 Perşembe

AĞLAMAK HEP KÖTÜ MÜDÜR?

Sevgili günlük,

Okuldaki hocalarla arkadaş oldum. Her biri bana bir zamanlar öğrencileri olduğumu onlara unutturduğumu, beni kardeş gibi gördüklerini söylüyor. Önümde birbirlerini çekiştiriyor, benden yorum bekliyorlar.

Vaktinde dedikodusunu yaptığımız, 'Iyy, yine en iğrenç yerden soru pörtletip heppiciğimizi sınavda yere serecek' dediğimiz muhteşem kadınlarla böyle bir muhabbete girebileceğime asla inanmazdım...

Onlarla yakınlaştıkça, benimle ve özel hayatımla da ilgilenmeye başladılar. Ailemi, erkek arkadaşımı, hobilerimi sorup hakkımda fikir edinmeye çalışıyorlar.

Sanırım yaşıtlarım Bodrum'da Hawai'de denizin güneşin keyfini sürerken, ben niye ısrarla okulda popomu kırıp bilgisayar programlarıyla uğraşıyorum ya da fareleri asıp kesiyorum, bunu merak ediyorlar.

Onlara, 'burada yaptıklarım beni mutlu ediyor' dediğimde, önce anlamsız anlamsız suratıma bakıyorlar. Sonra da 'Çok ilginç, ama doğru söylüyorsun. Bizimle vakit geçirmeye başladığından beri cıvıl cıvıl bir şey oldun.' yorumları yağdırıyorlar.

Ama sanırım, en çok da dış görüntümün günden güne normalleşmesinin, ehem pardon, değişmesinin sebebini çözmeye çalışıyorlar. Bugün sonunda dayanamadılar ve sordular:

'Sen niye o kadar kilo vermiştin? N'olmuştu?'

Kendimden emin bir şekilde, utanmadan, dürüstçe cevaplayabiliyorum:

'Uzun süreçli, ağır bir depresyon atlattım.'

Bunu dedikten sonra gram pişmanlık duymuyorum. Karşımdaki insanın tepkisiyse; takdir, merak ve sevimli bir gülümseme oluyor:

'Nasıl atlattın?'

'Güçlenmeye karar verdim. Güçlendikçe kendimi sevdim. Kendimi sevdikçe de daha da güçlenmeye karar verdim'

Karşımda az evvel tebessüm ve merakla bana nasıl atlattığımı soran kadın, söyleyiş tarzımdan mıdır nedir bilmem, önce tepkisiz kalıyor, sonra gözünden yaş gelmeye başlıyor. Daha sonra kendine hakim olamayıp hüngür hüngür ağlıyor ve bana sarılıyor.

Hayır, bu kadın o bildiğiniz drama queen'lerden biri değil.

Bu kadın harbi bir kadın.

Etrafımda bulunan diğer bütün kadınlar gibi.

Kim demiş ki ağlamak güçsüzlüktür diye?

Güçlüler de ağlar!

Çünkü güçlüler acıyı bilir. Acının üstesinden gelebilmek için mücadele ederken güçlü olurlar.

Haliyle acıdan korkmazlar. Acıyı bastırmaya ihtiyaç duymazlar.

Acı ağlatır arkadaşlar. Bastırılmayan acı hele kesin ağlatır.

Ağlamaktan korkmayan, utanmayan insan güçlüdür.

Ağladığını gizleyen adam, güçsüzdür, adam değildir, çocuktur.

Tuvalete kaçıp ağlayan bir kadın, kadın değildir, çocuktur.

Ağlamaktan korkmuyorum. Ağlayanlardan hiç korkmuyorum. Onlar beni kendime getirdi.

İyi geceler...

26 Ağustos 2015 Çarşamba

YENİ İNSAN=YENİ RENK

Sevgili günlük,

Hatırlar mısın? Sana ilk yazmaya başladığım zamanlarda, üniversitenin spor koordinatörünün gelip beni kısa koşularda yarıştırmak istemesinden ve bu fikirden bayağı bir heyecan duymamdan bahsetmiştim.

O spor hocası son haftalarda tekrar kendini gösterdi.

Çok şey öğretti, hala da öğretiyor.

Tam bir baba gibi.

Ailesini anlatıyor, 'Spor gibisi yoktur, doğru yoldasın' diyor, onu bırak ailemi bırakmak istemediğim için yurtta kalmaktansa her gün köprü trafiği çekmeyi yeğlememi bile akıllıca buluyor.

Her cümlesinden de görmüşlük geçirmişlik akıyor.

Şu son haftalarda kendimi çok daha dinlenmiş hissetmemi sağlıyor.

Acımasızca yorum yapmasını da biliyor, ama kırmadan yapıyor bu yorumları bir şekilde.

Hakkımda yaptığı en sevdiğim yorumsa şu:

'Sporla kendini nasıl zorlayacağını çok iyi biliyorsun, ama sporunu bitirdikten sonra kendini nasıl rahatlatacağını bilmiyorsun; esnemeni düzgün yapamıyorsun. Sanki rahatlamak istemiyorsun'

Koskoca 1 yıl sporu kendimi cezalandırmak için yaptığımı, spor fikrini mazoşist isteklerime kurban ettiğimi söylemeye çekinmiyorum. Her şeyimi ona anlatıyorum. Çünkü o da bana anlatıyor.

YAŞADIKLARINDAN UTANMAMAK KADAR BÜYÜK BİR HAFİFLİK YOK.

Kazandığım her gram yağ hücresinin ağırlık hissini, geçmişimden utanmayı günden güne azaltarak atıyorum.

Sanırım artık utanç mutanç da kalmadı. Önüme gelene anlatabilirim. Ne var? Erken bir orta yaş krizi geçirmişim şunun şurasında. Allah allah...


İyi geceler!


24 Ağustos 2015 Pazartesi

SEVGİ CİDDEN ÖNEMLİ BİR ŞEYMİŞ YAHU...

Çok değil, 1 yıl önce falan; bulunduğum bir ortamda 'sevginin gücü' tarzı konuşam sosyetik teyzelere rastlayınca, 'Ay anladık, mutluluktan Nirvana'ya erişmişsiniz' der, bir yerimle gülerdim. Küçümserdim o teyzeleri ve teyze ruhluları.

Bugün, stajda 30'lu yaşlarda, saygı duyduğum bir abi beni yanına çağırdı. Sevgilisinin yanında olmayışından, kendini yalnız hissedişinden ve etraftaki diğer kızlara bakma ihityacı duyduğundan bahsetti. Sonra da, 'Sadece 1 gecelik bir ilişki yaşasan, sevdiğinin bundan hiç haberi olmasa ve mutlu mesut hayatına devam etse... Bu yanlış mıdır? İhtiyaç duymuşum da yapmışım, kimsenin de kalbi kırılmaz. Bu aldatmak mıdır?' diye sordu. Bana sormuş gibi görünse de, kendini sorguladığı belliydi.

O abiye acıdım. Kendini kandırdığı için acıdım. Sevgiyi bildiğini zannettiği için acıdım.

Sevginin anlamını bilmeseydim, abiye hak verebilirdim. 1 yıl önce o abiyle tanışsaydım, 'Doğru söze ne denir be abi? Millet bağzen fazla felsefe yapıyor' derdim.

1 yılda neler değişiyor...

Katılmadığımı görünce beni ikna çalışmalarına başladı.

Erkek arkadaşımı sevip sevmediğimi sordu. Tüm kalbimle seviyorum, dedim.

22 yaşında bir kızdan beklenmeyecek bir ağırlıkla söylemiş olacağım, alay eder bir edayla, 'Neden senin ona duyduğun şey sevgi de, benim kız arkadaşıma duyduğum şey sevgi değil? Erkek arkadaşın n'aptı da bu KUTSAL HİSsi hakketti?' diye sordu.

'Hayatımı kurtardı.' dedim.

Sevginin gücünü azımsamamak lazım arkadaşlar. Sosyetik teyzeler boşuna sosyetik olmuyor. Ne çekiyorsak sevgisizlikten çekiyoruz. Ya da yeterince sevilmediğimizi hissetmemekten.

Kendini sevmeden olmuyor.

Denedim de konuşuyorum.

OL-MU-YOR...

İyi geceler.

23 Ağustos 2015 Pazar

ENDOKRİNOLOG MU:s

Bugün, dünyanın en sevimli insanlarından biriyle buluşma günümdü. Kızcağız halimi merak ediyor, sordu tabii. Düzeldiğimi düşünüyordu, hala cevabın olumlu olmadığını görünce şöylecene bir soru yöneltti:

'Endokrinologun bu işe ne diyor?'

'Endokrinolog mu? O ne dimek:S'

Endokrinolojiyle ilgili minik bir açıklama yapayım arkadaşlar. Kendisi tıbbın dahiliye bölümünün bir yan dalıdır ve hormonlarla uğraşan bilim dalı olmakla birlikte, mezun olduktan sonra yönelmeyi düşündüğüm meslektir.

Ama nedense hala yüzleşmeye hazır olmadığım bir tabbi alandır.

Korkuyorum yahu...

Kızın beni bi dövmediği eksikti o tepkimden sonra.

Sanırım bana endokrinolog yolları göründü :S

1 gün sonrasından edit: 28 ağustos için aldım randevuyu. Uff kan vermemi istiycek uf olucak...

BELKİ DE İYİLEŞMENİN YOLU İYİLEŞMEK İSTEMEK DEĞİLDİR

Dün annemden özür diledim.
Tüm yıl onlara çektirdiklerim için..
Kendimi suçlamaya devam ettikçe boğulduğumu hissettiğimden onları suçlamayı tercih ettiğim için..
Onları üzdüğüm için...

Annemse, kolumu sıkıp 'Fazlalıklarını sevsinler... Hiç kafana takma kızım, önemli olan mutlu sonlar' dedi.

Kafamdaki sorunsa... Ben mutlu sona ermemiş olabilirim.

İyileşmeyi deli gibi isteyip, istediğimi elde edemedikçe karalar bağlamam nasıl bir nankörlük?

Yaşadığıma, tüm bunları atlattığıma dua etmem gerekirken niye hep daha fazlasını istiyorum?

Belki de 'iyileşmek istiyorum' demeyi bırakana kadar o mutlu sona eremeyeceğim.