29 Ağustos 2015 Cumartesi

PEKİ TAKMAMAK KÖTÜ MÜDÜR?

Dün büyük gündü; nam-ı diğer ENDOKRİNOLOJİ GÜNÜydü.

Tipik, hastasını geciktirmeyi seven, ama hastasıyla yüzyüze oturup konuştuğunda dünya sevimlisi olduğu anlaşılan, güleryüzlü bir özel hastane hekimine gittim.

Önce hasta hikayemi sordu. Cevapladım:

'Minik bir travma atlattım ama sonrasında kendimi acımaszıca cezalandırdım. Yaklaşık 1 yıl anoreksiyayla yaşadım. O 1 yılın içinde iyileşme sürecim de var. Tam olarak sağlıklı ve kilo aldırıcı beslenme stilini 3-4 aydır yapıyorum. 6 aydan uzun bir süredir adet görmüyorum.'

Sonra garip ekstrem sorulara geçti:

'Son 1 yıl içinde kırık çıkık geçirdin mi?'

'Bayıldın mı?'

'Tiroit fonksiyonlarında bozukluk oldu mu?'

'Kas güçsüzlüğün oldu mu?'

'...'

Cevapladım: 'Hayır!?!?!'

Açıkladı: 'Kendine ne kadar zarar verdiğini anlamaya çalışıyordum. Kaç kilosun?'

Cevapladım: 'Tartıda 50 kiloyu gördükten sonra tartıyı bıraktım. Görmek de istemiyorum'

Sordu: 'Ama seni tartmak istiyorum?'

Cevapladım: 'Sorun değil. Ama bakmak istemiyorum'

Yorumladı: 'Hiç sorun değil, söylemem. Psikolojin normale döndü mü? Normal gözüküyorsun'

Cevapladım: 'Emin olamıyorum. PTSD atakları yaşıyorum arada. Ama yaşam kalitemi çok da etkilemiyor'

Yorumladı: 'O da geçer ya, takma dert değil...'

Gülümsedim: 'Biliyorum, geçecek'

Tansiyonumu ölçtü: 'Tansiyonun 10'a 6'

Yorumladım: 'Tansiyonum ve nabzım düşük çıkar genelde. Spor yapıyorum.'

Sordu: 'Sporcu musun? Ne sporu yapıyorsun?'

Kaçamaklı cevapladım: 'Koşuyorum...'

Gözlerini açtı: 'KOŞMA!!! YASAK!!!'

Cevaplamadım...

Genel vücut muayenemi yaptı ve yorumladı: 'Her şey gayet iyi gözüküyor. Hadi şimdi seni bir tartalım'

Tarttı: 'ÇOK ZAYIFSIN!!!'

Somurttum: 'Hala mı?..'

Üsteledi: 'Bir doktor olarak söylüyorum. Zayıfsın...'

Sabah spor hocamın, kas kütlemin tam bir sporcuya uygun miktarda olduğunu söylediğini hatırladım. Barfiks çekerken karın kaslarımı kontrol edip: 'Şu an yağ yakıyorsun' demesiyle, benim barfiksten kendimi yere atmam bir olmuştu o sabah. Hocam 'Neden bunu yaptın?' dediğinde, 'Yağ yakmak istemiyorum' demiştim. Hocamın cevabı: 'Sporla iyi yağ yakmazsın kızım, kötü yağ yakarsın, bırak yansınlar. ' olmuştu.

Üzülerek: 'Ya bahsettiğiniz kişinin yağ oranı çok düşükse?' demiştim.

Hocam gözlerime bakıp: 'Kızım... Hasta, yorgun, acı çeken insanı gözünden tanırım. Senin gözlerinde sadece mutluluk ve enerji var. Kendini kısıtlama' demişti.

Yaşını başını almış, tontiş spor hocamın, babamın bana söylemesini istediğim şeyleri söylemesi... Kendimi uzun zamandır bu kadar mutlu ve sorunsuz hissetmemiştim:

'Harika bir baba olduğunuza eminim hocam.'

Hocam: 'Öyleyim. Kızım benim her şeyimdir. Sen de kızıma benziyorsun, o yüzden seni çok sevdim!'

Yeni yeni anlıyorum. Benim sorunum yağ oranı değil. Hipotalamik amenore zımbırtısı hiç değil. Benim sorunum kendimi kısıtlamak.

Ailemi hayal kırıklığına uğratmamak için... Hata yapmamak için kendimi kısıtlamak.

Başarı için, mükemmel olmak için kendimi kısıtlamak...

Hatta öyle bir alışkanlık haline gelmiş ki, bazen sadece kısıtlanmayı özlememek için kendimi kısıtlamak.

Şu an yaşadığım bütün minnak problemlerin, aslında sorun değil; ana sorunumun bir göstergesi olduğunu şimdi anlıyorum.

Endokrinologla o büyük görüşmeyi yaptım, evet. Ama yaptığım o görüşmeden sonra mutlu ya da mutsuz olmadım. Sıradan bir insana yaşadığım bir sağlık sorununu anlatırmışım gibiydi. Dedikleriyse bir kulağımdan girdi, ötekinden çıktı.

Zaman kaybı gibi gelmişti. Ama şimdi düşünüyorum da, belki de zaman kaybı değildi.

Belki de adam haklıydı. Altı üstü PTSD, geçeer gider;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder