Eğer bu bloga denk gelen ebeveyn adayları/ebeveyn olursa onlara minnak önerilerim var. Sıralıyorum:
-Çocuğunuz fizyolojik olarak olgun bir yaşa (bana kalırsa ortaokulu bitirince) erişinceye kadar:
1-onlara doğru bildiğiniz kısıtlamalar uygulamakta sorun yok, aşırıya kaçmadıkça.
a- Rahatlığı abartırsanız o çocuk alkol-sigara-hap olaylarına da kolay kolay gideeer, geleceğini düşünmeye hafiften başlamak yerine saçma sapan aşk meşk işlerine de kendini veriiiir; kısacası ana-babaların istemeyeceği her tür şeye yönlenir.
b-Aşırı baskıcı olursanız, o baskıdan uzak kaldığı en küçük zaman diliminde (elbette olacaktır böyle bir zaman, sonuçta sizin de hayatınız var. Baskıyı elden kaçırmamak için tüm odağı çocuğa verirseniz kafayı yemiş bir ebeveyn olursunuz, ki o da çocuğun kafayı yemesine sebep olur), hemmencecik rahat bırakacaktır kendini. Belki az evvel ana-babaların korktuğu çocuk tablosundan daha da fena bir tabloyla karşınıza çıkacaktır. (Mesela masum minik kızınızın bir anda seks bağımlısına dönüşmesi muhtemeldir. Çalışkan ve hırslı oğluşunuzun bir gece partisinde yanlış alkol-hap karışımıyla tahtalıköyü boylaması pekala olasıdır).
c-Fizyolojik olgunluğa erişene kadar çocuğunuza sağlıklı yaşam (organik diyet+düzenli spor) fikrini aşılayıp, 2-3 ayda bir onu içkili ortama götürün.
d- Test etmek için çocuğunuzu ayda 1 düzgün bulduğunuz bir arkadaş grubuyla içmeye yollayın. Eğer çocuk dağıtıyorsa, ona kendi kontrolünüz altında biraz daha rahatlık verin. Ayda 1 baba-oğul bira içmeceleri veya ana-kız jazz kulübünde şarap geceleri makuldür.
e- Ben olsam, çocukta bağımlılık yaratacak herhangi bir maddeyi ona fiyolojik olgunluğa erişmeden vermem. Bunlar; ağır alkol içerikli ürünler, sigara, nargile, ekstazi vs. (Çocuk çok hevesliyse bir fırt sigara-nargile vermeyi ona çok görmekten bahsetmiyorum! Aşırı baskıya hayır...)
f- Bu dönemde amaç, çocuğun fizyolojik sağlığını, psikolojisini bozmadan oluşturmak. İleriki yaşamında ona fit bir vücut vermek. (Fit vücut=fit psikoloji)
-Çocuğunuzun fizyolojik erişkinliği tamamlandıktan sonra, kişilği oturana kadar (bana kalırsa liseyi bitirene kadar; 18 yaş olayı yalan); kısıtlamalarınızı adım adım azaltın.
a- 2-3 ayda 1 yaptığınız ebeveyn-çocuk-alkol kaçamağını ayda 1'e hatta kendinize güveniyorsanız 2'ye indirgeyin.
b- Çocuğun etrafında sigara-ekstazi tarzı şeylere başvuran 'havalı tayfa' kitlesi çok olacak. Haliyle o çocuk etki altında kalacak. Ayda 1 çocuğunuzu nargileye götürün. Onunla yaptığınız yurtdışı seyahatlerinde, kültüre has 'kafayı bulma sanatları'ndan minik fırt almasına izin verin. (Bana kalırsa ana-baba-Hollanda turu bu dönemde yapılmalı!).
c- Çocuğunuza haftada 1 arkadaşlarıyla içmece şansı tanıyın. Baktınız çocuk dağıtıyor, onunla kendi kontrolünüz altındaki içki kaçamak sayısını artırın.
d- Çocuğunuza güvenmeye başlayın. Fizyolojik olgunluğa erişme döneminde sağlıklı yaşam fikrini ona vermiştiniz zaten. Arada arkadaşlarıyla abartacaktır, belki bir dönem sağlıksızlığa meyledecektir, aşırı kilo alımı/kaybı yaşayacaktır.
i- Bu dönemden korkmayın. Yaşanması gereken bir dönemdir, sağlıklı hayatı sağlıksız hayatla karşılaştırıp, kendisi için doğru kararlar vermesine uzun vadede yardımcı olur.
ii, Eğer böyle bir dönemi, çocuk siz onun hayatında olduğunuz zamanda yaşamazsa, ileriki hayatında o bunu illa ki tadacaktır ve sonuçları çok daha korkutucu olacaktır.
iii- Amacınız, çocuğunuzun bu dönemi hiç yaşamaması değil, unutmayın! Amacınız, çocuğunuzun bu dönemi minimum fizyolojik zarar + maksimum hayat dersi ile tamamlamasını sağlamak olmalı. Çocuğunuzun böylesi bir dönemi kendi halinde yaşaması için ona çeyrek yıl zaman verin. İstediğini yapsın. Baktınız daha kötüye gidiyor, çeyrek yıl da duruma bir siz el atın. Baktınız hiçbir ilerleme yok, ektra yardıma başvurun. 1-1.5 yıl sağlıksız yaşam döneminin, çocuğa uzun vadede zarardan çok katkısı olacaktır. Anahtar kelime: 'korkmamak'
iv- Bu döneminde onunla daha çok plan yapın. O fark etmeden ona sağlıklı yaşam fikrini hatırlatacak aktivitelere yönlendirin. Mesela haftada 2, güzel manzaralı bir yerde koşuya çıkın. Veya kızınızla yogaya, oğlunuzla boksa başlayın. (Kız çetin ceviz ise onu da boksa başlatabilirsiniz).
v- Çocuğunuz sizinle vakit geçirme fikrine direniyorsa sakın ona kırılmayın. Bu, çocuğunuzun kendisine özgüveninin azaldığını, içinde kendisine düşman başka bir benliğin oluştuğunu gösterir. O benlik, çocuğunuza 'Annenle baban seni çok seviyor. Onlardan uzak dur. Çünkü sevgi seni iyileştirir. İyileşmeyi değerli insanlar hakkeder. Sen değersizsin. Sen çirkinsin.' tarzı şeyler söyleyip durur. Çocuğunuz da o benliği dinler ve onu düzeltecek sevgi ortamından uzak durur; içine kapanır. Bu kısır döngüyü bozmanın tek yolu, ona kendisini değerli hissettirmektir.
*Alkolik oğlunu düzeltmeye çalışan bir ebeveyn, oğlunun yaptığı bira göbeğini sürekli ona hatırlatıp, kötüye giden ders notlarından dolayı onu suçlamaz. Oğlunu alır, fasıla götürür; ona sürekli yakışıklı olduğunu hatırlatır. Oğlanın kendine güveni geri geldiğinde, fasıl işlerini adım adım azaltır; spora yönlendirir. Özellikle kas güçlendirici sporun katkısı büyük olacaktır. Sağlıklı yaşamı önceden bilen bir çocuk, alkolün kasa zarar verdiğini bilir. Spora verdiği emeğin boşa harcanmaması için alkolü kendi kararıyla bırakacaktır.
*Anoreksik kızını düzeltmeye çalışan bir ebeveyn, kızına zorla yemek yedirip, eski halinin çok daha güzel olduğunu söyleyip durmaz. Tam tersi, kızına ne kadar güzel olduğunu, her daim güzel olduğunu ve öyle kalacağını tekrar eder ve kendisini güzel hissettirecek yeni insanlarla tanışması için onu teşvik eder (bir erkek arkadaş edinme şansı varsa, kesinlikle kızınızı cesaretlendirin!) Kızınızda psikolojik düzelme işaretleri görmeye başladığınızda, haftada 1-2 evde seveceği tipten yemekler yapın. Kızınız bu yemekleri gerçek anlamda suçluluk hissetmeden yemeye başladığında, o güzel yemeklerden fizyolojik sağlığına ulaşana kadar her gün yapın. Zahmetli bir iş ama başa gelen çekilir.
-Çocuğunuzun psikolojik erişkinliği tamamlandıktan sonra ne mi yapacaksınız? Bırakın ne hali varsa görsün. Kendi bacağından asılsın. Kendinizi emekli ilan edin. O artık sizin çocuğunuz değil; en iyi arkadaşınızdır. Yakın dostlarınızla n'apıyorsanız, onunla da aynılarını yapın. O artık sizin en iyi dostunuzdur.
-En iyi dostunuz bir meslek edinip cüzdan doldurmaya başlayınca ne yapacağınıza gelince... ''Ay ayağım ay sırtım ay bacağım ay oram ay buram... Oğluşuuuuum bana bir masör ayarlaşanağğğ'... 'Kızııııım beni bi tatile çıkarsanaaaaağğ'...'' tarzı şımarmakta bir sorun görmüyorum. (Tabii ayarında :p)
28 Haziran 2015 Pazar
KENDİNİ KISITLAMAK: STRESLERİN EN BÜYÜĞÜ
Kendi çapımda bir deney yapıyorum.
Masada diyelim ki sağlıklı 10 çeşit, sağlıksız 2 çeşit yemek var. Sağlıklısından 1-2şer yemek kaşığı, sağlıksızından 1'er yemek kaşığı alıyorum tabağıma. (O tabak illa ki dolacak ama)
Sonuçlar gerçekten çok mutluluk verici oluyor. Sağlıksız ve güzel tadan şeylere ilgim gitgide azalıyor, tabağını daha çok sağlıksız şeylerle dolduran akşam yemeği kankilerimle de aynı zevki alıyorum. Bir de bonus olarak, masadan daha doygun ve hafif hissederek kalkıyorum.
Haftasonlarımı resmi olarak kendime dinlenme günleri ilan ettim. Bir de üstüne haftaiçlerinde yaptığımdan daha çok cheat-day yapıyorum. (Alkol de ekliyorum menüme) Bunun da sonuçlarını görüyorum. Sebebi kendimi kısıtlamam falan değil alkolü haftasonuna koymanın. Haftaiçlerinde dinç olmaya ihtiyacım var, alkol de beni çok çarpıyor n'apayım? Tüm bunların da pozitif sonucunu gördüm. Hem gece uyku saatim arttı, hem de göt-göbek olma yolunda ivme kazandım!
Haftaiçleri yaptığım koşudaki sprint sayımı 5'ten 2'ye indirdim. Geçen haftaki koşularımdan sonra hissettiğim mutluluk+vicdan azabı duygu karışımından vicdan azabını eksiltmeye karar verdim.
Hani derler ya, zaman her şeyin ilacıdır, diye. Gerçekten haklılar... Ben bunca zaman kendime iyileşmek için zaman vermedim. Sadece 'hadi iyileş, hadi gör şu periyodunu. Hadiii. Hadiiiii' diye aynada kendi kendime kafayı yiyip, iyileşme sürecini daha da erteledim.
Rahat bırakınca her şey yoluna giriyor...
Masada diyelim ki sağlıklı 10 çeşit, sağlıksız 2 çeşit yemek var. Sağlıklısından 1-2şer yemek kaşığı, sağlıksızından 1'er yemek kaşığı alıyorum tabağıma. (O tabak illa ki dolacak ama)
Sonuçlar gerçekten çok mutluluk verici oluyor. Sağlıksız ve güzel tadan şeylere ilgim gitgide azalıyor, tabağını daha çok sağlıksız şeylerle dolduran akşam yemeği kankilerimle de aynı zevki alıyorum. Bir de bonus olarak, masadan daha doygun ve hafif hissederek kalkıyorum.
Haftasonlarımı resmi olarak kendime dinlenme günleri ilan ettim. Bir de üstüne haftaiçlerinde yaptığımdan daha çok cheat-day yapıyorum. (Alkol de ekliyorum menüme) Bunun da sonuçlarını görüyorum. Sebebi kendimi kısıtlamam falan değil alkolü haftasonuna koymanın. Haftaiçlerinde dinç olmaya ihtiyacım var, alkol de beni çok çarpıyor n'apayım? Tüm bunların da pozitif sonucunu gördüm. Hem gece uyku saatim arttı, hem de göt-göbek olma yolunda ivme kazandım!
Haftaiçleri yaptığım koşudaki sprint sayımı 5'ten 2'ye indirdim. Geçen haftaki koşularımdan sonra hissettiğim mutluluk+vicdan azabı duygu karışımından vicdan azabını eksiltmeye karar verdim.
Hani derler ya, zaman her şeyin ilacıdır, diye. Gerçekten haklılar... Ben bunca zaman kendime iyileşmek için zaman vermedim. Sadece 'hadi iyileş, hadi gör şu periyodunu. Hadiii. Hadiiiii' diye aynada kendi kendime kafayı yiyip, iyileşme sürecini daha da erteledim.
Rahat bırakınca her şey yoluna giriyor...
22 Haziran 2015 Pazartesi
MİNİK ADIMLAR...
Hafta içi her gün yaptığım 9.2 kph hızındaki 6 km rutinini 8.5 kph hızında 4.5 km'ye indirdim.
Dünkü Dünya Yoga Günü etkinliğinde konuşan yoga hocasını dinledim ve 'durarak' koştum.
Küçüklüğümden beri 3 şeyin eksikliğini hissetmişimdir:
1-bisiklet
2-holahop
3-ip atlamak
Bisikleti az buçuk sürmeyi ileriki yaşlarda öğrendim.
Hiçbir güç bana o daireyi çevirtemedi.
Ama şimdi 3 numarayı yapma konusunda kararlıyım.
Art arda 15 kez ip atlayabiliyorum artık. Daha da ilerleyecek inşallah.
Kas egzersizlerine devam ediyorum. Ne bileyim, kaslarımı kaybetmek beni çok korkutuyor.
Daha çok yağ ve karbonhidrat ağırlıklı olmak üzere günlük kalori miktarımı bayağı bir artırdım son zamanlarda. Özellikle yatmadan evvel çok yiyecek bir düzene soktum kendimi geçici olarak.
Sonuç:
Ayıptır söylemesi popo yaptım hani!
Ama kolların biraz daha yağlanmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor benimkiler.
Anamlar 'Kızım yine göt göbek olmuşsun' diyene kadar bu yeme düzenine devam edeceğim vallaha. Çok zevkli!
Dün yine kendimi blog okurken buldum. Benimle benzer durumdan geçen bir kızın hikayesine rastladım. Anoreksiya geçmişinden sonra aynen ağır spor sebebiyle hipotalamik amenore hastalığından yakınıyor blogda.
Kızın dediği şey şu: 'Yeme düzeniniz normal olabilir. İyileştiğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Ama çok kilo verdikten sonra n'aparsam yapayım alamıyorum' olayı tamamen yalandır. Kendinizi kandırmaktır. Eğer bir masaya oturduğunuzda verdiğiniz sipariş cheeseburger değilse siz aslında pseudo-recovery modundasınızdır. Genelde de anoreksiya hastalarının en uzun evresi budur.
Hayatımda cheeseburger'i 1 ya da 2 kez yemişimdir. Onu da ortama uyum sağlamak için. McDonalds'a Amerika'dayken bile gitmişliğim olmaz. Alkolüm yoktur. Tatlı krizim hiçbir zaman gelmez. Sadece arkadaş arkadaşa otururken bir sütlü tatlı söylerim.'
Dün gece o kızın blogunu okuduktan ve kendi durumumu düşündükten sonra: 'Ben hala pseudo-recovery modunda mıyım yoksa?' diye sorgulamaya başladım. Sonra da uyuyamadım, sinirden yataktan kalkıp sahur saatinde buzdolabındaki yemekleri indiregandiledim. Bu sefer de yemeklerin ağırlığı uykumu kaçırdı.
Evet demek ki buradan çıkaracağımız ders nediiir?
Bugün erken yatılacak!
Şaka bir yana, pseudo-recovery modundan çıkmam gerektiğini biliyorum. O yüzden kendime her gün meyve öğünlerimin yanında, bir de hafif sütlü tatlı öğünü hediyesi vermeye karar verdim.
Sporu daha ne kadar azaltabilirim bilmiyorum. Şu anki hedefim koşuyu azaltıp ip atlamacalara, yoga ve pilatese ağırlık vermek.
Bence şimdilik iyi gidiyorum!
Dünkü Dünya Yoga Günü etkinliğinde konuşan yoga hocasını dinledim ve 'durarak' koştum.
Küçüklüğümden beri 3 şeyin eksikliğini hissetmişimdir:
1-bisiklet
2-holahop
3-ip atlamak
Bisikleti az buçuk sürmeyi ileriki yaşlarda öğrendim.
Hiçbir güç bana o daireyi çevirtemedi.
Ama şimdi 3 numarayı yapma konusunda kararlıyım.
Art arda 15 kez ip atlayabiliyorum artık. Daha da ilerleyecek inşallah.
Kas egzersizlerine devam ediyorum. Ne bileyim, kaslarımı kaybetmek beni çok korkutuyor.
Daha çok yağ ve karbonhidrat ağırlıklı olmak üzere günlük kalori miktarımı bayağı bir artırdım son zamanlarda. Özellikle yatmadan evvel çok yiyecek bir düzene soktum kendimi geçici olarak.
Sonuç:
Ayıptır söylemesi popo yaptım hani!
Ama kolların biraz daha yağlanmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor benimkiler.
Anamlar 'Kızım yine göt göbek olmuşsun' diyene kadar bu yeme düzenine devam edeceğim vallaha. Çok zevkli!
Dün yine kendimi blog okurken buldum. Benimle benzer durumdan geçen bir kızın hikayesine rastladım. Anoreksiya geçmişinden sonra aynen ağır spor sebebiyle hipotalamik amenore hastalığından yakınıyor blogda.
Kızın dediği şey şu: 'Yeme düzeniniz normal olabilir. İyileştiğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Ama çok kilo verdikten sonra n'aparsam yapayım alamıyorum' olayı tamamen yalandır. Kendinizi kandırmaktır. Eğer bir masaya oturduğunuzda verdiğiniz sipariş cheeseburger değilse siz aslında pseudo-recovery modundasınızdır. Genelde de anoreksiya hastalarının en uzun evresi budur.
Hayatımda cheeseburger'i 1 ya da 2 kez yemişimdir. Onu da ortama uyum sağlamak için. McDonalds'a Amerika'dayken bile gitmişliğim olmaz. Alkolüm yoktur. Tatlı krizim hiçbir zaman gelmez. Sadece arkadaş arkadaşa otururken bir sütlü tatlı söylerim.'
Dün gece o kızın blogunu okuduktan ve kendi durumumu düşündükten sonra: 'Ben hala pseudo-recovery modunda mıyım yoksa?' diye sorgulamaya başladım. Sonra da uyuyamadım, sinirden yataktan kalkıp sahur saatinde buzdolabındaki yemekleri indiregandiledim. Bu sefer de yemeklerin ağırlığı uykumu kaçırdı.
Evet demek ki buradan çıkaracağımız ders nediiir?
Bugün erken yatılacak!
Şaka bir yana, pseudo-recovery modundan çıkmam gerektiğini biliyorum. O yüzden kendime her gün meyve öğünlerimin yanında, bir de hafif sütlü tatlı öğünü hediyesi vermeye karar verdim.
Sporu daha ne kadar azaltabilirim bilmiyorum. Şu anki hedefim koşuyu azaltıp ip atlamacalara, yoga ve pilatese ağırlık vermek.
Bence şimdilik iyi gidiyorum!
21 Haziran 2015 Pazar
BABALAR GÜNÜ'NDE DÜNYA YOGA GÜNÜ
Sabah Maçka Parkı'na uğrayıp temiz hava alasım geldi. Ana... Bir de ne göreyim? Bir dolu Nike büstyeri giyen kadın ve çıtkırıldım yaşlı amcalardan oluşan bir güruh, ayaklarında matları, 'Nirvana'ya ulaştım!' takılmacalarında garip garip hareketler yapıyor.
'Haaaa Dünya Yoga Günüüüü' dedim. Ben de girdim aralarına.
Eğlenceliymiş yahu.
Şu 2 gündür koşmayı çok da aramıyorum sanırım.
Eve geldiğimde annemin beni süzüp: 'Sen yine koca popolu mu oldun? Evet yahu olmuşsun. Bacakların da kız bacağına benzemiş, baya güzel olmuş' diye başıma Nur Yerlitaş kesilmesi bir oldu. Kulağa ilginç geliyor ama şişmanladığıma dair yorumlar almak ilk defa hoşuma gidiyor.
Sanırım babam haklı. Biraz dinlenmek iyi bir fikirmiş...
Babalar gününüz kutlu olsun!!!
He bir de dünya yoga gününüz;)
'Haaaa Dünya Yoga Günüüüü' dedim. Ben de girdim aralarına.
Eğlenceliymiş yahu.
Şu 2 gündür koşmayı çok da aramıyorum sanırım.
Eve geldiğimde annemin beni süzüp: 'Sen yine koca popolu mu oldun? Evet yahu olmuşsun. Bacakların da kız bacağına benzemiş, baya güzel olmuş' diye başıma Nur Yerlitaş kesilmesi bir oldu. Kulağa ilginç geliyor ama şişmanladığıma dair yorumlar almak ilk defa hoşuma gidiyor.
Sanırım babam haklı. Biraz dinlenmek iyi bir fikirmiş...
Babalar gününüz kutlu olsun!!!
He bir de dünya yoga gününüz;)
20 Haziran 2015 Cumartesi
VE GERÇEKLER...
Her cumartesi erkek arkadaşımla benimsediğimiz bir dans kursu rutinimiz var. Bugün de günlerden cha cha'ydı. (Özlemişim!)
Tam bir hevesle şortumu t-shirtümü giymişim hazırlanmışım, babam gitmeden beni yakalayıp: 'Kızım sen artık spor yapmıyorsun di mi?' diye beni sorguya çekti.
Önce basit bir 'hayır'la yetindim. Ama sonradan kendi kendime uzuunca bir süre önce verdiğim 'Ailene artık yalan söylemek yok, eksik bilgi verebilirsin arada ama yalan kesinlikle yasak' sözünü hatırlayıp: 'Haftada 2-3 (5 değil!)... 10 dakika falan (30-35 dakika değil!) hafif koşu (sprint serpiştirme yok!)... Yoga öncesi hani enerji versin diye (yarım saatlik kas çalışmaları değil!)'
Babama verdiğim bunca eksik bilgi bile adamcağızı korkutmaya yetti tabii ki...
'Kızım seni zorlamıyorum, ama biliyorsun... Sporu bırakman gerek. En azından bir süreliğine. Zaten yürüyüşünü yapıyorsun... O sana yeterli sağlığını korumak için.'
Babama uğraşacağımı, iyiye gittiğimi, sadece zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. Bu sabah Maçka parkında hafif tempo koşarım diye umuyordum ama o konuşmadan sonra yürüyüşle yetinesim geldi. Yürüyüşümü tamamlayıp erkek arkadaşımla (L oluyor kendisi) buluşmaya yollandığımda dayanamayıp ağladım hafiften ne yalan söyleyeyim. Ama koşuyu bırakmak zorunda olduğumu bildiğimden mi... Aylardır kendimi kandırdığımdan mı... Neden bu kısır döngüyü bir türlü bozamadığımdan mı... Bilemiyorum.
Dans sonrası L'yi Taksim'deki bir kiliseye sürükledim. Ne zaman kendimi garip hissetsem oraya gidip mum yakarım. Uzun zamandır yapmadığım bir şeydi. L bunu görüp dalga geçer diye düşünüyordum, ama sanırım halimden anlayıp hafif bir tebessümle yetindi. Hatta o da mum yaktı.
Şu aralar inanca ihtiyacım var. Elimde olsa oruç da tutarım ama malnütrisyon hastalığından yeni kurtulan biri olarak besin düzenimle oynamak için doğru zaman değil gibi geliyor...
Koşunun bana hiçbir yararı olmadığını biliyorum. Ama her koşu sonrası insanların bana takdirle bakması, 'Nasıl bu kadar uzun süre o deparı atabiliyorsun!' demesi... Kendimi maraton şampiyonuymuşum gibi hissettiriyor. Değerliymişim gibi.
Halbuki benim başka insanların takdirine ihtiyacım da yok ki!
Kendimce bir karar verdim. Koşuyu hafifleterek bırakacağım. Bu hafta, her hafta yaptığım koşu rutinini 20 dakikaya indirgeyip, araya yürüyüş serpiştirmeyi düşünüyorum.
Bakalım n'olacak...
Tam bir hevesle şortumu t-shirtümü giymişim hazırlanmışım, babam gitmeden beni yakalayıp: 'Kızım sen artık spor yapmıyorsun di mi?' diye beni sorguya çekti.
Önce basit bir 'hayır'la yetindim. Ama sonradan kendi kendime uzuunca bir süre önce verdiğim 'Ailene artık yalan söylemek yok, eksik bilgi verebilirsin arada ama yalan kesinlikle yasak' sözünü hatırlayıp: 'Haftada 2-3 (5 değil!)... 10 dakika falan (30-35 dakika değil!) hafif koşu (sprint serpiştirme yok!)... Yoga öncesi hani enerji versin diye (yarım saatlik kas çalışmaları değil!)'
Babama verdiğim bunca eksik bilgi bile adamcağızı korkutmaya yetti tabii ki...
'Kızım seni zorlamıyorum, ama biliyorsun... Sporu bırakman gerek. En azından bir süreliğine. Zaten yürüyüşünü yapıyorsun... O sana yeterli sağlığını korumak için.'
Babama uğraşacağımı, iyiye gittiğimi, sadece zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. Bu sabah Maçka parkında hafif tempo koşarım diye umuyordum ama o konuşmadan sonra yürüyüşle yetinesim geldi. Yürüyüşümü tamamlayıp erkek arkadaşımla (L oluyor kendisi) buluşmaya yollandığımda dayanamayıp ağladım hafiften ne yalan söyleyeyim. Ama koşuyu bırakmak zorunda olduğumu bildiğimden mi... Aylardır kendimi kandırdığımdan mı... Neden bu kısır döngüyü bir türlü bozamadığımdan mı... Bilemiyorum.
Dans sonrası L'yi Taksim'deki bir kiliseye sürükledim. Ne zaman kendimi garip hissetsem oraya gidip mum yakarım. Uzun zamandır yapmadığım bir şeydi. L bunu görüp dalga geçer diye düşünüyordum, ama sanırım halimden anlayıp hafif bir tebessümle yetindi. Hatta o da mum yaktı.
Şu aralar inanca ihtiyacım var. Elimde olsa oruç da tutarım ama malnütrisyon hastalığından yeni kurtulan biri olarak besin düzenimle oynamak için doğru zaman değil gibi geliyor...
Koşunun bana hiçbir yararı olmadığını biliyorum. Ama her koşu sonrası insanların bana takdirle bakması, 'Nasıl bu kadar uzun süre o deparı atabiliyorsun!' demesi... Kendimi maraton şampiyonuymuşum gibi hissettiriyor. Değerliymişim gibi.
Halbuki benim başka insanların takdirine ihtiyacım da yok ki!
Kendimce bir karar verdim. Koşuyu hafifleterek bırakacağım. Bu hafta, her hafta yaptığım koşu rutinini 20 dakikaya indirgeyip, araya yürüyüş serpiştirmeyi düşünüyorum.
Bakalım n'olacak...
10 Haziran 2015 Çarşamba
KOŞUYU BIRAKMAK MI?
Eski görüntüme kavuştum. Görüntümün yerine gelmesiyle birlikte; eski iştahım, eski hobilerim, eski mutluluğum, eski enerjim de adım adım yerine geldi. Hatta hayatımdaki L oranının artması ve Y oranının azalmasıyla, fazlasıyla geri döndü diyebilirim.
Geri dönmeyen tek şeyin n'olduğunu biliyoruz malum. Adım adım sporu azaltıyorum, psikolojimi bozmadan kendimi hazırlamak için. Eskiden günde en az 2 saat yaptığım cardio'yu şimdi 30-35 dakikalık koşuya indirgedim. En az 1.5 saat yaptığım kas egzersizlerini de 30-35 dakikaya düşürdüm. 2kg'dan daha ağır dumbbell'ları kaldırmıyorum. Kendimi yormuyorum.
Her şeye rağmen, bunun bile benim için fazla olduğundan çekiniyorum ne yalan söyleyeyim. Yaklaşık 8 aydır koşuyorum sonuçta. Belki de daha fazla. Vücudum artık yorulduğunu hissetmiyor. Koşu bandına çıktım mıydı, inmem yarım saati de bulsa iki saate kadar da uzasa vücudumun verdiği tepki aynı. Terlemiyor, daha fazla yapabilirsin diyor.
Yaklaşık 1 yıldır vücuduma çok kötü davranıyorum. Onu kendime küstürmüş olmaktan korkuyorum. Daha da kötü bir ihtimal de var. Kendine ceza vermekten hoşlanan, acı çekmekten hoşlanan bir tür mazoşiste dönüşmüş olması...
Onun dinlenmeye ihtiyacı var biliyorum...
Ama kendimi ne zaman hazır hissedeceğimi bilmiyorum bunun için.
Dün sabah yine koşu bandındaydım. Okulun spor koordinatörü gelip koşumu izlemiş. Dayanamadı, bu kondüsyonu nasıl edindiğimi sordu. Sana yazık oluyor, gel bizim koşu takımımıza gir dedi.
Adama, benim için belki de en doğru olmayan bir hobimi geliştirmemi istiyorsunuz, diyemedim...
Onun yerine, sevdiğim bir şeyi yaparak yarışma fikri bana heyecan verdi. Sevindim ne yalan söyleyeyim...
Ama yapmamam lazım...
Dinlenmem lazım.
Ama koşuyu bırakmak... Nasıl desem? Bir alkoliğin alkolü bırakması gibi...
Geri dönmeyen tek şeyin n'olduğunu biliyoruz malum. Adım adım sporu azaltıyorum, psikolojimi bozmadan kendimi hazırlamak için. Eskiden günde en az 2 saat yaptığım cardio'yu şimdi 30-35 dakikalık koşuya indirgedim. En az 1.5 saat yaptığım kas egzersizlerini de 30-35 dakikaya düşürdüm. 2kg'dan daha ağır dumbbell'ları kaldırmıyorum. Kendimi yormuyorum.
Her şeye rağmen, bunun bile benim için fazla olduğundan çekiniyorum ne yalan söyleyeyim. Yaklaşık 8 aydır koşuyorum sonuçta. Belki de daha fazla. Vücudum artık yorulduğunu hissetmiyor. Koşu bandına çıktım mıydı, inmem yarım saati de bulsa iki saate kadar da uzasa vücudumun verdiği tepki aynı. Terlemiyor, daha fazla yapabilirsin diyor.
Yaklaşık 1 yıldır vücuduma çok kötü davranıyorum. Onu kendime küstürmüş olmaktan korkuyorum. Daha da kötü bir ihtimal de var. Kendine ceza vermekten hoşlanan, acı çekmekten hoşlanan bir tür mazoşiste dönüşmüş olması...
Onun dinlenmeye ihtiyacı var biliyorum...
Ama kendimi ne zaman hazır hissedeceğimi bilmiyorum bunun için.
Dün sabah yine koşu bandındaydım. Okulun spor koordinatörü gelip koşumu izlemiş. Dayanamadı, bu kondüsyonu nasıl edindiğimi sordu. Sana yazık oluyor, gel bizim koşu takımımıza gir dedi.
Adama, benim için belki de en doğru olmayan bir hobimi geliştirmemi istiyorsunuz, diyemedim...
Onun yerine, sevdiğim bir şeyi yaparak yarışma fikri bana heyecan verdi. Sevindim ne yalan söyleyeyim...
Ama yapmamam lazım...
Dinlenmem lazım.
Ama koşuyu bırakmak... Nasıl desem? Bir alkoliğin alkolü bırakması gibi...
5 Haziran 2015 Cuma
Y GRUBUYLA DÜZELMECE
Evet, unutmak istediğim kocaman bir yıl yaşadım.
Unutmamak istememe sebep olan demoralizasyonumdan 'stresli arkadaşlıklar', nam-ı diğer Y grubu olduğundan söz etmiştim. Hayatımda birtakım değişiklikler yaptığımdan, bunlar arasında Y grubunu neredeyse 0'a indirgeyip, ailem ve hayatıma son 6 ayda eklenen biricik insandan (Z ve L oluyor) odaklanmaya başladığımı da söylemiştim.
Son birkaç günde (sanırım son haftada) kendimi çok daha iyi, üzerimden yük kalkmış gibi hissetmeye başladım. (Haliyle kilolar alınır, aldıkça alınır wuhuuu). Onun etkisinden olacak, hayatımdan elediğim Y grubu pıtır pıtır geri gelmeye başladı. Y grubu değildi sorun, Y grubunun içindeki tek 1 kişiydi aslında. O kişiye ekstra bir harf vermek istemiyorum. Ona kısaca 'kaprisli' diyelim.
Kaprisli'yi belki başka bir yazıda uzuuun uzadıya anlatırım. Ama şimdilik, ondan uzak durduğumu, bu stratejiye yöneldiğimden beri durumumun iyiye gittiğini, o yüzden kendimi tam iyileşmiş hissedene kadar (en azından o zamana kadar, belki de daha uzun, belki de ebediyen), Kaprisli'den uzak durmaya devam edeceğimi bildirmek isterimm.
Aslında Kaprisli'den uzak durma fikri benden gelmedi. Kaprisli istedi. Ama baktım işe yarıyor, neden devam ettirmiyim ki, dedim.
Kaprisli'nin şu aralar canı sıkkın. Eskisi gibi olmak istediğinin sinyallerini alıyorum. Ama gerçekten çok yordu beni bu Kaprisli. Olamam, olabilemem, olmak istemediğim için olmam. Bencilce belki, ama yapamam.
İyi geceler...
Unutmamak istememe sebep olan demoralizasyonumdan 'stresli arkadaşlıklar', nam-ı diğer Y grubu olduğundan söz etmiştim. Hayatımda birtakım değişiklikler yaptığımdan, bunlar arasında Y grubunu neredeyse 0'a indirgeyip, ailem ve hayatıma son 6 ayda eklenen biricik insandan (Z ve L oluyor) odaklanmaya başladığımı da söylemiştim.
Son birkaç günde (sanırım son haftada) kendimi çok daha iyi, üzerimden yük kalkmış gibi hissetmeye başladım. (Haliyle kilolar alınır, aldıkça alınır wuhuuu). Onun etkisinden olacak, hayatımdan elediğim Y grubu pıtır pıtır geri gelmeye başladı. Y grubu değildi sorun, Y grubunun içindeki tek 1 kişiydi aslında. O kişiye ekstra bir harf vermek istemiyorum. Ona kısaca 'kaprisli' diyelim.
Kaprisli'yi belki başka bir yazıda uzuuun uzadıya anlatırım. Ama şimdilik, ondan uzak durduğumu, bu stratejiye yöneldiğimden beri durumumun iyiye gittiğini, o yüzden kendimi tam iyileşmiş hissedene kadar (en azından o zamana kadar, belki de daha uzun, belki de ebediyen), Kaprisli'den uzak durmaya devam edeceğimi bildirmek isterimm.
Aslında Kaprisli'den uzak durma fikri benden gelmedi. Kaprisli istedi. Ama baktım işe yarıyor, neden devam ettirmiyim ki, dedim.
Kaprisli'nin şu aralar canı sıkkın. Eskisi gibi olmak istediğinin sinyallerini alıyorum. Ama gerçekten çok yordu beni bu Kaprisli. Olamam, olabilemem, olmak istemediğim için olmam. Bencilce belki, ama yapamam.
İyi geceler...
3 Haziran 2015 Çarşamba
YAHU BU SÜREÇ ÇOK ZOR!!!
Hayatımdaki çeşitli stres faktörlerinin etkisi var bunu yaşamamda.
Çoğundan kurtuldum, ama her bir yeni keşfettiğim ve yıllardan hayatımın içinde parazitlik yapan hededen kurtuldukça 'Bu iş tamam, şimdi nirvana'ya erdim' diyorum. Kısa bir süre sonra yenisini keşfediyorum.
Gitgide iyiye gidiyor halim. Ve kendimle gurur duyuyorum ne yalan söyliyim... Bu işi herhangi bir profesyonel yardıma ihtiyaç duymadan başarabildiğim için.
He bu arada... 'Hayatımdaki çeşitli stres faktörlerinin etkisi var bunu yaşamamda.' cğmlesinde 'bunu' ne demek oliyi? diye sormak yerinde olurdu.
Cevabı başlıkta.
Yaklaşık bir yıldır olan bir şey bu yaşadığım.
Hipotalamik amenore'nin tanımına internetten bakınca 'vücudun karşı karşıya kaldığı stres sebebiyle hormonal seviyesinin bozulması ve adet görememesi' tarzı tanımlar çıkıyor.
Stres... Herkesin başında olan şey değil mi? Hepimizin mi hormonları isyan etmiş? Yooo...
Ama karşılaştığın güçlüklerle savaşamayacak kadar yorulduğunda, o stresten kaçmak için akli olmayan şeyler yapmaya yeltendiğinde... kafanın içinde 'ölsen bu dünyadan ne eksilir ki?' diye çığıran patolojik sesler duymaya başladığında...
Evet... O zaman durum biraz fenalaşabiliyor!
Ne tarz bir stres olabilir bu?
İş stresi...
Arkadaş stresi...
Kendini yeterince sevmemenin verdiği stres...
Aşırı mükemmeliyetçilik stresi...
Ya da bunların heppiciğinin kombinasyonu... Yani sanırım benimkisi.
Peki akli olmayan ne gibi şeyler yapılabilir?
Mesela yemekten kesilebilirsin...
Mesela en başta bu streslere neden olan arkadaşlıklara devam edebilir, hatta çözümü onlarda bulmaya çalışabilirsin.
Mesela o stres mıknatısı arkadaşlar yetmiyormuş gibi, kronik depresiflikten muzdarip birkaç eküri daha edinebilirsin...
Mesela tam iyileşmeye karar verdiğin ve zorla iştah açmaya çalıştığın an, yeni hobilere yönelebilir, sonra bu hobilerin işe yaramaması için, onları 'bu hobimi nasıl kendime zarar verecek moda sokabilirim?' şeklinde deneysel çalışmalar yürütebilirsin.
Diyelim ki sen X kişisin. Hobi olarak sporu benimsemişsin, sonra da onu günde atıyorum 5 saate çıkararak hobiden bir kabusa çevirmişsin. Spora S diyelim. Arkadaşlar Y grubu olsun. Seni seven bir ailen var, ona da Z diyelim. Bir de son zamanlarında hayatına giren ve seni seven özel birini de ekleyelim, ona da L diyelim.
Z+L+Y+S=X
denklemi kurulmadan malesef o hormonlar yerine gelmiyor.
Z ve L pozitif değere sahip. O iyi hoş da... S ve Y'nin negatifliği bunlarınkini aşınca denklemi kuramıyorum işte.
Şimdik... Z ve L'nin daha fazla pozitif olması imkansız. Mükemmel seviyeye ulaşmışlar onlar. Canlarım onlar.
Bu durumda S ve Y'yi azaltmak lazım.
Y'yi şu aralar nerdeyse sıfırladım. S'yi de günde 1 saat, haftada 4-5'e indirdim...
Kendini sev, kendini sev, meditasyon yap, ommm.... zımbırtılarına da tam gaz devam.
Söylemesi ayıp, erkek gibi de yiyorum. Göbek möbek yaptım (hayatımda olmamıştı)
Yahu bu periyod ne zaman gelecek?
Onunla da olmuyor. Onsuz da olmuyor. Ayyh... Bilemedim ki şimdi...
Çoğundan kurtuldum, ama her bir yeni keşfettiğim ve yıllardan hayatımın içinde parazitlik yapan hededen kurtuldukça 'Bu iş tamam, şimdi nirvana'ya erdim' diyorum. Kısa bir süre sonra yenisini keşfediyorum.
Gitgide iyiye gidiyor halim. Ve kendimle gurur duyuyorum ne yalan söyliyim... Bu işi herhangi bir profesyonel yardıma ihtiyaç duymadan başarabildiğim için.
He bu arada... 'Hayatımdaki çeşitli stres faktörlerinin etkisi var bunu yaşamamda.' cğmlesinde 'bunu' ne demek oliyi? diye sormak yerinde olurdu.
Cevabı başlıkta.
Yaklaşık bir yıldır olan bir şey bu yaşadığım.
Hipotalamik amenore'nin tanımına internetten bakınca 'vücudun karşı karşıya kaldığı stres sebebiyle hormonal seviyesinin bozulması ve adet görememesi' tarzı tanımlar çıkıyor.
Stres... Herkesin başında olan şey değil mi? Hepimizin mi hormonları isyan etmiş? Yooo...
Ama karşılaştığın güçlüklerle savaşamayacak kadar yorulduğunda, o stresten kaçmak için akli olmayan şeyler yapmaya yeltendiğinde... kafanın içinde 'ölsen bu dünyadan ne eksilir ki?' diye çığıran patolojik sesler duymaya başladığında...
Evet... O zaman durum biraz fenalaşabiliyor!
Ne tarz bir stres olabilir bu?
İş stresi...
Arkadaş stresi...
Kendini yeterince sevmemenin verdiği stres...
Aşırı mükemmeliyetçilik stresi...
Ya da bunların heppiciğinin kombinasyonu... Yani sanırım benimkisi.
Peki akli olmayan ne gibi şeyler yapılabilir?
Mesela yemekten kesilebilirsin...
Mesela en başta bu streslere neden olan arkadaşlıklara devam edebilir, hatta çözümü onlarda bulmaya çalışabilirsin.
Mesela o stres mıknatısı arkadaşlar yetmiyormuş gibi, kronik depresiflikten muzdarip birkaç eküri daha edinebilirsin...
Mesela tam iyileşmeye karar verdiğin ve zorla iştah açmaya çalıştığın an, yeni hobilere yönelebilir, sonra bu hobilerin işe yaramaması için, onları 'bu hobimi nasıl kendime zarar verecek moda sokabilirim?' şeklinde deneysel çalışmalar yürütebilirsin.
Diyelim ki sen X kişisin. Hobi olarak sporu benimsemişsin, sonra da onu günde atıyorum 5 saate çıkararak hobiden bir kabusa çevirmişsin. Spora S diyelim. Arkadaşlar Y grubu olsun. Seni seven bir ailen var, ona da Z diyelim. Bir de son zamanlarında hayatına giren ve seni seven özel birini de ekleyelim, ona da L diyelim.
Z+L+Y+S=X
denklemi kurulmadan malesef o hormonlar yerine gelmiyor.
Z ve L pozitif değere sahip. O iyi hoş da... S ve Y'nin negatifliği bunlarınkini aşınca denklemi kuramıyorum işte.
Şimdik... Z ve L'nin daha fazla pozitif olması imkansız. Mükemmel seviyeye ulaşmışlar onlar. Canlarım onlar.
Bu durumda S ve Y'yi azaltmak lazım.
Y'yi şu aralar nerdeyse sıfırladım. S'yi de günde 1 saat, haftada 4-5'e indirdim...
Kendini sev, kendini sev, meditasyon yap, ommm.... zımbırtılarına da tam gaz devam.
Söylemesi ayıp, erkek gibi de yiyorum. Göbek möbek yaptım (hayatımda olmamıştı)
Yahu bu periyod ne zaman gelecek?
Onunla da olmuyor. Onsuz da olmuyor. Ayyh... Bilemedim ki şimdi...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)