10 Haziran 2015 Çarşamba

KOŞUYU BIRAKMAK MI?

Eski görüntüme kavuştum. Görüntümün yerine gelmesiyle birlikte; eski iştahım, eski hobilerim, eski mutluluğum, eski enerjim de adım adım yerine geldi. Hatta hayatımdaki L oranının artması ve Y oranının azalmasıyla, fazlasıyla geri döndü diyebilirim.

Geri dönmeyen tek şeyin n'olduğunu biliyoruz malum. Adım adım sporu azaltıyorum, psikolojimi bozmadan kendimi hazırlamak için. Eskiden günde en az 2 saat yaptığım cardio'yu şimdi 30-35 dakikalık koşuya indirgedim. En az 1.5 saat yaptığım kas egzersizlerini de 30-35 dakikaya düşürdüm. 2kg'dan daha ağır dumbbell'ları kaldırmıyorum. Kendimi yormuyorum.

Her şeye rağmen, bunun bile benim için fazla olduğundan çekiniyorum ne yalan söyleyeyim. Yaklaşık 8 aydır koşuyorum sonuçta. Belki de daha fazla. Vücudum artık yorulduğunu hissetmiyor. Koşu bandına çıktım mıydı, inmem yarım saati de bulsa iki saate kadar da uzasa vücudumun verdiği tepki aynı. Terlemiyor, daha fazla yapabilirsin diyor.

Yaklaşık 1 yıldır vücuduma çok kötü davranıyorum. Onu kendime küstürmüş olmaktan korkuyorum. Daha da kötü bir ihtimal de var. Kendine ceza vermekten hoşlanan, acı çekmekten hoşlanan bir tür mazoşiste dönüşmüş olması...

Onun dinlenmeye ihtiyacı var biliyorum...

Ama kendimi ne zaman hazır hissedeceğimi bilmiyorum bunun için.

Dün sabah yine koşu bandındaydım. Okulun spor koordinatörü gelip koşumu izlemiş. Dayanamadı, bu kondüsyonu nasıl edindiğimi sordu. Sana yazık oluyor, gel bizim koşu takımımıza gir dedi.

Adama, benim için belki de en doğru olmayan bir hobimi geliştirmemi istiyorsunuz, diyemedim...

Onun yerine, sevdiğim bir şeyi yaparak yarışma fikri bana heyecan verdi. Sevindim ne yalan söyleyeyim...

Ama yapmamam lazım...

Dinlenmem lazım.

Ama koşuyu bırakmak... Nasıl desem? Bir alkoliğin alkolü bırakması gibi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder