31 Temmuz 2015 Cuma

KALINTILARDAN DA KURTULDUM MUYDU TAMAMDIR

Artık normal bir insanım (hala hipotalamik amenoreden çekiyorum, o konuyu dışlayalım). Kimse bana onu ye bunu ye ısrar etmiyor.

Ama her anneyi bilirsiniz, çocuklarını beslemeyi çok severler.

Karpuzu çok sevmem, her seferinde de anacım şu yaz aylarında karpuz kesip koca koca tabaklara doldurmazsa o gün günah gün olur, deftere yazılır.

Annem demin o huylarından birini yapıp, kocaman tabağa karpuz doldurmuş bir halde odama attı kendini. Kendisine 5 kez 'Karpuz istemiyo canım' diye bağırdığım halde. Şişmişim, demin de yemek yemişim. Zorlayarak yiyorum hep getirdiğinde ama bu sefer karnım da ağrıyor. Yapamam yani...

Kendimi yine kötü hissettim.

İyileşmemdeki son aşamam,ısrarla verilen ikramı reddettiğimde kendimi kötü hissetmediğim zaman olacak herhalde...

27 Temmuz 2015 Pazartesi

ANOREKSİYA NERVOZA: HASTALIK AKILDA MI, BEYİNDE Mİ, VÜCUTTA MI?

Anoreksiya bir zihniyet hastalığıdır. Zihniyet değiştiğinde o hastalık bitmiştir.

Anoreksiyanın üstesinden gelmiş insanlara, geçirdikleri böylesi psikolojik travma yüzünden fiziksel görüntülerinde hastalığın bıraktığı birtakım değişimin (zayıflık, güçsüzlük vb), sürekli yüzlerine vurulması acımasızdır, aptallıktır, belki de kıskançlıktır.

Bugün 'Pro-ana websiteleri' adı altında, insanlara 'thinspiration' adı altında sürekli kilo vermeyi özendiren yasal online linklerin varlığını keşfettim. Belki de onlardı benim geçirdiğim kısa dönemli hastalığımda en büyük rollerden birini oynayan. İnternet bu ne de olsa, spam diye bindirbir çeşit saçma sapan şeyleri açıp duruyorlar (kabul ediyorum, en popüler spam'lerden biri değildir belki pro-anorexia spamleri, porno siteleri dururken... Ama yine de varlıklarını inkar edemezsinir, edebilemezsiniz, ETMEZSİNİZ)




Video'daki kızı gerçekten anlayabiliyorum. Çocuk yaşına rağmen böylesi çeldirici patolojik bir hayat tarzından caymayı başarabilmesi müthiş bir başarı. Ben belki de yapamazdım. Bir de altında yaptıkları, kızın şimdiki fiziğine yönelik yorumları görüyorum. Gerçekten o youtube hesaplarının kimlere ait olduklarını bulup üzerlerinde, öğrendiğim minnak box derslerini uygulayasım geliyor.

Olay dış görüntü değil. Olay iç görüntü. İçimizde hissettiğimiz çirkin ve sağlıksız görüntü. Anlayabiliyonuz mu?

Aylardır iç görüntümü düzeltmeme rağmen dışarıda kalan minik kalıntılar yüzünden saçma sapan yorumlar duymaktan bıktım artık. Allahtan dünkü akraba ziyaretinde halden anlayan bir yenge vardı da, sülaleme hakkımda olumlu bir geribildirim verdi ve insanlar sustu.

Tüm bu iyileşme süreci içinde, olan hep bana ve zavallı aileme (özellikle kulağına gelen her şeyi kafaya takan anacığıma) oldu. Anacığım belki de benden daha da fena psikopata bağladı.

Her yazımda sürekli kendimi sorguladım, 'ben iyileştim mi? Yoksa iyileşme fazında mıyım hala? Yoksa olduğum yerde sayıyor muyum?' diye. Hastalığımın bittiğinden nasıl emin oldum biliyonuz mu?

Anacığım bugün tabağıma sağlıklı yemekleri doldurdu, evde kalan hamur işi misafir yemekleriniyse babama şutladı.

İşte o zaman anladım.

Annemin bize belirlediği tipik aile menümüz bu şekildedir normalde. Annem az yer, ben sağlıklı yerim, babamsa gönlüne göre yer (malum, erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer annemin nazarında).

Eski hayatımıza döndük. Sonunda.

Artık haftalarımı puanlandırmaktan vazgeçiyorum. Benim için her gün başarılı. Her gün mutlu.

Bu bloga yazmayı keseceğim anlamına gelmiyor bu.

Belki de o anlama geliyordur, bilmiyorum.

İyi gecelerrrr:))

26 Temmuz 2015 Pazar

'ELALEM NE DER' OLAYINDAN SIKILDIM

Sabah annemlerle keyifli bir kahvaltı sohbeti ettik. Kuzenimin minikliğindeki yaramazlıklarıydı konu. Annem çok eğlenerek anlatır kuzenimi ve afacanlığını. Ancak bazen yanlış kişilere anlattığını düşünür. Yengem gibi. Ona iyi niyetle kuzenimin minnaklığını anlattığında, yengem bunu tüm sülaleye evire çevire kendi dilinden anlatınca biraz yanlış anlaşılmalar mı ne olmuş, benim şimdiki 2.10 m'lik izbandot sessiz sakin kuzenim de kendini rezil hissetmiş, o yüzden teyzem de annemi haşat etmiş kuzenimin küçüklük anılarını ulu orta paylaştığı için.

Bir insanın çocukluğu neden utanç konusu olur ki? Adı üstünde, çocukluk. Hata yapmanın en temiz zamanı değil mi?


Bu akşam da en büyük kuzenim çocukları ve eşiyle gelecek. Beni en son 5-6 yıl önce mi ne görmüşlerdi.

Sorun şurada. Normal ve sağlıklı bir fiziğim var, ama 5-6 yıl öncesine göre hala inceyim. Biraz daha... Hatta bence aynı gibiyim ama anneme göre değilim.

Sanırım annem bu durumu akrabalara göstermekten pek de hoşnut değil.

Bana normalde herkesin çok yakıştırdığı puantiyeli bir elbise giydim. 'Seni ince göstermeyen bir şey giy. Şimdi laf ederler.' dedi annem. Sanırım biraz üzüldüğümü fark etmiş olacak, 'iyi tamam bu da güzel.' diye düzeltip kaçtı gitti.

Allahtan öğleyin L'den birkaç iltifat almıştım da, bugün kendimi hilkat garibesi gibi hissetmiyorum.

Ama ne yalan söyliyim, o dakikalarda biraz gözlerim dolmadı değil.

Ne zaman atlatıcam ben bunları?

Eskiden insanlar bana 'Ne kadar incesin, biraz kilo al, bu bel ne öyle?!' dediğinde bunu hoş bir iltifat olarak algılardım.

Tekrar öyle algılayabilmek istiyorum.

Sinir oldum ya... Tüm Türkiye'nin derdi 'Savaşa mı girdik' sorunsalıyken ben niye hala dış görüntüme yapılan yorumlarla uğraşıyorum ki? Böyle biri değildim ben!..

25 Temmuz 2015 Cumartesi

HAFTA RAPORU

Kural 1 değerlendirmesi: Max 20 dakikalık kardio, 20 dakikanın üzerinde geçen kardio günlerinde geçirdiğin oran kadar kas çalışmasından kıs. Haftada max 5 kere gym'e git.
   -Kardio yapmaya bayılıyorum ne yalan söyliyim. O yüzden eski yaptığım kardioyu spor salonunda geçirdiğim zaman boyunca 3'e bölerek devam ettiriyorum. İlk 2 kardiom 10-13 dakika kadar falan sürüyo. Son kardio yaklaşık 5 dakika oluyor. Deparı son kardioya bırakıyorum. Her kardio arasında 15-20 dakikalık kas çalışması serpiştiriyorum.
   -Sonuç: 1 haftada irileştim ve güçlendim. Sporu yormayan bir forma sokmanın payı vardır kesin bunda, ama muhtemelen kendime eklediğim yeni carb-treat'lerinin de yardımı olmuştur. (Yaptığım kahvaltının ağırlığına veya açlık durumuma bakmaksızın spor sonrası ya 1 kase tam yağlı yoğurt ya da whey protein içerikli protein bar indiregandilemek gibi)
   -Bu hafta 4 kez kas+kardio, 1 kez de kardio için gittim gym'e. Bugün güya L ile Maçka Parkı'nda hafif tempo koşacaktık; 'koşmayalım yaaa hissedilen sıcaklık 40 derece, ölürüz' diyip yan çizen ve planı sinemada pineklemeceye iteleyen bendim.
   -Bu maddeden kendime +1 puan veriyorum.

Kural 2 değerlendirmesi: El emeğiyse sana verilen ikramı ye.
   -Daha demin anacığım yaptığı Mardin'e has sembuseği hüptrikledim, gece yarısı olmasına ve aç hissetmememe bakmaksızın. Ve biliyonuz mu? Harikaydı!
   -Fazla söze gerek yok: +1 ;)

Kural 3 değerlendirmesi: Her güne 1 Magnum
   -Magnum'dan sıkıldım yahu. O maddeyi her güne 1 güllaç olarak değiştirdim.
   -Güllaçlara puanım 10 üzerinden 10, kendime de +1 !!!


Hafta boyu aldığım yorumlar:

   Anacığım: 'Şimdi bakıyorum da... Kızım, seni resmen yeniden kazandık. Aramıza hoşgeldin!'
   Babacığım: 'Akıllı kızım benim. Yağ oranın umrumda bile değil. Ne yalan söyliyim, böyleyken de ayrı bir hoşsun. Ama kendin için en doğru olanı yaptığını gördükçe gurur duyuyorum senle.'
   L: 'Aşkım, sen irileştikçe bir tatlı oluyorsun yhaaa!'
   Jinekolog: 'Muayeneden gördüğüm kadarıyla endişelenir bir durumun yok. Ama n'aparsan yap 50 kilonun altına inme. Devam;) '


Sonuç: Bu haftanın puanı BAŞARILI!!!

22 Temmuz 2015 Çarşamba

KENDİNDEN EMİN OLMAK NİYE BU KADAR ZOR?

Dün işim yoktu, bir kadın doğumdan randevu alayım da fikir edineyim dedim. Düşündüğümden daha kolaymış aileden bağımsız bir başka doktordan randevu almak.

Sağ olsun doktor beni rahatlatacak bir yığın şey söyledi, çok iyi geldi bana.

Durumumun iyiye gittiğini bilmek güzel. Tabii kendimi kandırıp kandırmadığımı bilmiyorum, belki de durumum sadece kötüye gitmiyordur da olduğu yerde sayıyordur.

Yine de kötüye gitmesinden daha iyi her şekilde diyip içimi rahatlatmak istiyorum.

Ama bugün kafamı kurcalayan iki şey oldu. 'Ben hala kendimi mi kandırıyorum? Hala iyileşemedim mi? O yüzden mi sonuç alamıyorum?' diye sorgulamalar yaşattı bana o küçük günlük detaylar.

İlki L ile yaptığım telefon konuşmasıydı. Haberlere kızmış, ülkeden gitmek istiyormuş. Yurtdışını düşünmeliymişim. Benim dışarıda olan haksızlıklara karşı soğukkanlılığım, kayıtsızlığım onu sinir ediyormuş. Haklı L! Etrafımda bunca insan isyanlardayken, ben niye bu kadar sessizim ki?

Türkiye'nin gündemi berbat haberlerle sarsılıyor malum. Bundan iki yıl önce, o haberlerle kolayca gaza gelip, isyan etmek için bahane arayan yaşıtım güruha katılmak için can atan, 'Hött otur oturduğun yerde bakiyim, dünyayı sen mi kurtaracan?!' diyen ana babaya yenik düşünce de, Twitter'da saçma sapan asi yazılar paylaşarak aldığı retweet ve favori sayısına göre kendisiyle gurur duyan, kısacası işsiz güçsüz ama mutlu bir üniversiteliydim. İki yıl önceki halim şimdi olsaydı, yine kolayca gaza gelir, ülkenin iğrençliğinden yakınır, ölenlerimize ağlar, Twitter'ın açılma-kapanmasına küfreder, minik espritüel dokundurmacalarımı facebook'ta orada burada paylaşır; içten içe kendimle gurur duymamı sağlayan kendim için büyük, dünya için anlamsız bir yığın şeylerle meşgul olurdum.

Ama öyle olamıyorum bu aralar. Okuduğum haberler, etrafımda olanlar... Beni ırgalayamıyor. Eskiden gözlerimi ağlamaktan kör edebilecek ölüm manşetleri, bir kulağımdan girip öteki kulağımdan çıkıyor.

Aklım hala atlatmaya çalıştığım yorucu koca bir senede. Unutamıyorum. Kendime yaptığım şeyleri unutamıyorum. Yaptığım şeylerden dolayı duyduğum vicdan azabını, o vicdan azabını unutmak için kendime yapmaya yeltendiğim daha da kötü şeyleri...

Ben hala kendimi suçluyor muyum?

İkinci şey de annemin öylesine ağzından kaçırdığı bir cümleyle oldu.

Annişkom eve mutlu geldi. Yeni aldığı cicilerden birini giymiş işe bugün, pek de yakışmış. Aynada kendine baktı... 'ayyy, ne güzel olmuuuş! 1-2 kilo versem daha da güzel olacak' dedi. Ben de: 'Olacak annik olacak, sabıııır... Yavaş yavaş' diye gülümsedim annişime. Annişim yüzünü bana çevirdi, sevinerek beni süzdü ve: 'Ayyy çok mutluyum. Sonunda her şey rayına oturdu! Baban mutlu, ben mutlu, sen de iyisin artık çok şükür! Ben 1-2 kilo versem, babişin 2-3 verse... Sen 1-2 kilo alsan... Ohh, her şey müthiş!'

Daha sevimli bir anektot olabilir mi az evvel yazdığım şeyden? Kızına mutlu mesut hoplaya zıplaya içindekileri döken tatlı bir anne tablosu!..

Normal bir insan böyle düşünür di mi?

Ama ben hala 'Sen 1-2 kilo alsan...' cümlesini duyduğum an hissettiğim hüzünde kaldım. O cümleyi duyduğumda midem bulanıyor hala.

Kim böyle bir cümleyi duymaktan nefret eder ki?

'İstediğin kadar tatlı ye, ohh hayat sana güzel' tarzı bir şeyle eşdeğer tutar normal bir psikoloji böyle bir cümleyi.

Ben niye üzülüyorum?

Beni daha da üzen şeyse... Ben niye hala kendimle uğraşıp duruyorum? Küçüklüğümden beri hep analiz yeteneğimi överdi hocalarım. Ama her şeyin fazlası zarar değil mi? Kendi analizimi bu kadar yapmam sağlıklı mı?

Ben sağlıklı mıyım?..

19 Temmuz 2015 Pazar

BAĞIMLIYDIM VE SUÇUM YOK!

Artık psikolojik olarak tamamen iyileştiğime inanıyorum. Kilo almam gerektiğini biliyorum, bunun için ekstra bir uğraşım yok... Ama GERÇEKTEN dikkat etmiyorum. Canımın istediği her şeyi, istediğim zaman yiyebiliyorum. Hem de beni düzeltmeye çalışan sinir bozucu 'Dal şuna... Kilo alman gerek unutma...' anacan sesini umursamadan... Sadece zevk almak için yapıyorum. Yaptıktan sonra da, sırf koşacak enerjim olduğu için koşmuyorum. Yapacak başka bir işim yoksa, kendimi mutlu etmek için minik hoplamalı zıplamalı yürüyüşler yapıyorum en fazla. Haftada 1-2 depar attığım da oluyor. Ama koşu yeteneğimi kaybetmediğime kendimi inandırmak için.

O korkutucu pseudo-recovery fazını aşmak kadar mutlu edici bir şey yokmuş!

Spor bağımlısıydım. Aylarca bitmeyen bu bağımlılık yüzünden kendimi suçlayıp durdum. Spor yapmadığımda mutsuz oluyordum. Spor yapacak en küçük imkanı bulduğumda mutsuzluğumu unutmak için daha çok spor yapıyordum... Sonrasında da niye bu kadar çok spor yaptığımı düşünüp daha da mutsuz oluyordum. Daha da mutsuz oldukça... Daha da spor yapıyordum.

KISIR DÖNGÜ!

Bir insanın girebileceği en tehlikeli süreçlerden biri kısır döngüdür. İnsan fark etmeden yiyip bitirir onu...

Bağımlılığımı nihayet atlattım. Üstüne giderek değil... Hırs yaparak hiç değil! Bunları da denemiştim ama işe yaramıyor maalesef...

Mutlu olmak asıl ilaç. CeHaPe'li gelecekten umutlu ve sinir bozucu derecede sevindirik teyzeler gibi gelecek kulağa L'nin düşüncesiyle. Ama başka bir açıklaması yok... Mutlu olmadan o bağımlılıktan vazgeçemiyorsun.

İnsan vücudu bu. Sürekli haz peşinde. Diğer bir deyişle mutluluk peşinde. Mutluluk kaynağını hayatından bulamayınca da, kendine yalancı bir mutluluk yaratmak zorunda kalıyor. Ama hiçbir şeyin taklidi gerçeğini tutmaz malum. O yalancı mutluluk kaynağı, gerçeğiyle yer değiştirmedikçe, insanın hayatında yoğunluğunu ve sıklığını artırarak devam ediyor. Adı da bağımlılık oluyor!

Zeki, hiçbir şeyin felsefesine inmeden gününü gün eden cool okurlar rastlarsa bu yazıya... Bilimsel açıklaması da aşağıdaki linkte geliyorrr, hazır olunuz :p

http://www.huffingtonpost.com/johann-hari/the-real-cause-of-addicti_b_6506936.html

Pis koydum mu?? Evet evet, pis koydum!

BLOG BAŞLIĞINA SADIK KALIP GÜNLÜK TUTALIM ACCIK!

Sevgili günlük,

Dün anacığımın hastanedeki nöbet günüydü (evet, bayram bayram nöbet tutuyor annem hobi olarak). Haliyle kadın kalkmış sabahın 7'sinde, heppiciğimize protein deposu bir kahvaltı hazırlamış. Bizi uyandırmamak için parmak ucunda tin tin hazırlanmaya konmuş.

Ama yok grelinmiş, yok peptit yy'ymiş, efenime söyliyim leptin eksikliğiymiş, yağ azlığıymış... Derkene, bizim emekli anoreksiğimizin uykusu pamuk ipliğine bağlı bir hassasiyette vesselam. Haliyle kızımız tin tin ayak seslerinden bir tanesini horoz öttürmesi olarak algılayıp 7.30'ta gözleri odasındaki beyaz tavanlara dikmişti.

Neyse, babiğin de erken uyanası tutmuş, annem gitmeden hüptrik proteinlerimizi depolayıp nöbetçi mağdurumuzu yolladık. Normalde nöbet günlerinde babik anniğe eşlik eder. Bugün etmeyesi geldi. Onun yerine evde benimle TV yayın akışına kapılası tuttu.

'Pfff... Baba yaaa... Bi gitsene yaa... Koşacam benn:S' düşünceleri kafamda uçuşurken, bir süre sonra babikle karşı karşıya güneş dolu bir odada oturmanın da koşmak kadar zevkli olduğunu fark edip o düşünceyi uzaklaştırdım kendimden.

12.00 gibi programa uyup erkek arkadaşımla ananesinin evine aile yemeğine yolladık. Kadıncaaz donatmış masayı vallahi. Annesiyle de tanıştım L'nin. Nasıl sevimli bir kadın anlatamam. Arkadaş niyetine koy karşına çene çal hani!

Biraz sitelerinde yürüyüş, az biraz havuzda yüzmece yaptıktan sonra L beni eve geri götürdü.

Döndüğümüzde saat 7'ye geliyordu. Anacım da nöbetini yeni bitirmiş zati. Biraz çene çaldıktan sonra, emekli anoreksiğimizin grelin hormonları azmış olacak... 'Anneee, o elmalar yıkanmış mıı... Ya da şu kirazlar?... Acıkmadınız mı?... YEMEK Mİ YESEEEEK?' diye homurdanmaya başladı.

Ama ortada birtakım sorunlar silsilesi vardı:
-L, kendini yaza hazırlamakla uğraştığı için, benim kurtulmaya çalıştığım sağlık takıntılı bir besin düzeni+spor bağımlılığı'nı kendine huy edinmeye çalışıyordu. Bu uğraşı gereği, akşam akşam güzel bir ziyafet üzerine bayram yemekleri indiregandilemek caiz değil, hatta haram, hatta ve hatta şirk koşmakla birebirdi Allah katında.

-Anacım tatilde aldığı kiloları geri vermeye uğraştığı katı bir diyete sokmuştu kendini. 'Acıktım' kelimesiyle başlattığım her cümle, şu aralar onda 'Kızım düzeldi' mutluluğunun yanı sıra, pasif agresif tavırlara yol açıyordu.

-Babacım da bir pseudo-diet dönemine koymuştu kendini. Uzun zamandır evde yalnız kalmamış, anacığımın nöbetinden faydalanıp, 1 şişe koca Merlot'u bitirmiş olmanın keyifli vicdan azabını yaşıyordu.

Herkes bana pis pis bakadursun, bayram soframız hazırlandı ;)

Sonrasında L ile tatlı bir dede sporu yapıp (nam-ı diğer: yürüyüş)... Günümü bitirdim.

Sevgilerle...

Emekli anoreksik...




17 Temmuz 2015 Cuma

KİLO TAKINTIMDAN NASIL VAZGEÇTİM?

Aslında vazgeçmedim. Sadece uzlaşmayı öğrendim.

Pek çok insanın ortak sorunudur kilo takıntısı. Dış görüntüyü çok önemseyen bir ırk insan ırkı malum. Millet de şu Victoria's Secret meleklerini izleye izleye zayıflık aşığı olmuş. N'apalım? Kilomuza takmayalım da n'apalım ha???

Hele ki, çocuğunu saray mensuplarına özenerek büyütmeye çalışan bir orta sınıf aileden geliyorsak, bu takıntıya nasıl yenik düşmeyelim?

Kendimden örnek vereyim:

3 yaşından beri bale yapmaya özendirirdi annemler beni. Yapım hep kaslı ve esnek olduğu için yeteneğim de vardı, severdim de dans etmeyi. Ama annem beni çok güzel beslemiş n'apiyim? Gocumandım. Güçlü ve gocuman. Bale hocalarım da hep beni bir kenara çekip: 'Çok yeteneklisin, bizim stüdyoda devam etmeni çok isteriz. Ama biraz kilo ver...' der dururdu.

Bunu 5-6 yaşlarında minnak bir kız çocuğuna söylediklerini hayal edin.

Sonra büyüdüm, boy attım. İnce belli, basenli, tipik bir Türk kızı oldum. Kimilerince 'manken gibi', kimilerince 'koca götlü', kimilerince 'güçlü'ydüm. Ama illa bir sıfatım vardı. Bana söylenmeyen tek sıfat: 'zayıf' idi. Ve nedense etrafta imrenilen kızlar hep 'zayıf' olan kızlar olurlardı. Bilek güreşinde herkese yenilen, bir şey taşımak için hep yardıma ihtiyaç duyan kızlar.

İmrenilmeyi kim istemez?

Zayıf olmak istedim. Kabul ediyorum, hep aklımın bir köşesinde bir merak konusuydu zayıf olmak. Ama gerçekten zayıf olmak, benim gibi güçlü yapıda biri için kolay mıydı?

Hayır... Hiç değildi...

Ciddi bir motivasyona ihtiyacım vardı.

Bir değil, 5 değil, 10 değil... Bol bol motivasyona ihtiyacım vardı hatta.

Bol bol motivasyon kotamı nihayet doldurdum.

1 yıl, kendini kaldırmak için bile yardıma ihtiyaç duyan o zayıf kızlar kafilesine girdim.

BAŞARDIM!

Ve ne biliyonuz mu...

Sıkıldım!

İnsanlardan yardım almak güzel bir şey. Ama sevdiklerinizden yardım almak daha da güzel bir şey...

Hele ki en sevdiğinizden!

Bu dönemimde çok ders aldım. Aldığım en mühim ders ise şuydu: 'Seni en çok sen seversin!'

Fark ettim ki, en çok hoşuma giden yardım, benliğimden gelen yardımmış.

Çok da bullshit yapmak istemiyorum. Kıssadan hissemi veriyorum: Kendine yetmek harika bir şey. (Evet, yazının sırf bu kısmı, bundan önceki koca romanımı özetliyor. Nihahahahaha. Kandırdııııımm)

Tartılmaktan vazgeçtim. Kendimi iyi hissettiğim sürece de tartılmayı pek düşünmüyorum. Şu aralar anacığıma söz verdim 2 haftada bir tartılacağıma dair. Bir tek onu yaparım. O da belki...

Ama günlük aldığım kaloriye dikkat ediyorum.

Benim gibi 50 kg ağırlığında ve aktif (haftada ortalama 5 kez spor yapan) biri için kilo vermemek adına minimum günlük kalori alımı: 110 lbs (50 kg'ın pound karşılığı) * 14=1560 ile 110*16=1760 imiş. (Buradaki 14 ve 16, kilo kontrolü için gereken katsayı oranı). Yani benim kilo vermemek için ortalama her gün 1800+ kalori tüketmem gerekiyor. Şimdilik kendime koyduğum hedef de bu zaten. Son derece yapılabilir bir şey olsa gerek;)

İyi gecelerr:))

VÜCUT YAĞ ORANININ İÇİNE ETMEDEN 6-PACK YAPMAK İSTEYENLERE: GÖBEK VAKUMLAMAK

Yanlış anlamayın, gidip de liposuction kuyruklarında heba olun demiyorum.

Sadece benimle aynı hataya düşmeyin, karnınızda baklava görmek istiyorsanız vücut yağ oranınızı %5-6'lara indirmek gibi acımasız yöntemlerin alternatifi olarak bu yeni 'kas çalışma' tipini öneriyorum.

'Stomach vacuum' İngilizce'si oluyor. Gerçekten karın kaslarını çalıştırıyor ve rectus'lara çok iyi geliyor.

Buyrunuz:

EID AL-FITR!

Kendime bayram gibi mutlu haberlerim var.

Bu hafta, kendime koyduğum kurallara neredeyse tamamen uydum. Artık her haftamı 3 puan üzerinden değerlendirmeye karar verdim. 3 puana başarılı, 2'ye eh işte, 2'nin altına zayıf puan diyeceğim.

Haftamı şu şekilde özetleyeyim:

-Kardiyo ile ilgili 2 alt maddem vardı:
     -Kardiyoyu bu hafta 4 kez yaptım. Bugün bayram ne de olsa. Aileme ve sevdiklerime ayırmaya karar verdim bugünü o sebeple. Yarın vakit bulabilirsem koşarım biraz. Onu da belki yaparım, belki yapmam. Ama kas çalışmayı düşünmüyorum bu hafta daha fazla. Kendime maksimum haftada 5 kardiyo demiştim. O yüzden bu maddeden kendime +1 veriyorum :))

     -Yaptığım kardiyoların 4'ünü max 20 dakika, 1'ini 20 dakikanın üzerinde tutacağımı söylemiştim. Kardiyolarımı bu hafta 25 dakika olarak yaptım. Neden bilmiyorum. 20 dakikaya da indireceğim günler gelecek elbette ama. O yüzden bu konuda kendime -1 puan veriyorum.

-Bana verilen el emeği tüm ikramları kabul ettim. Hatta bugün annemden ekstra tabak bile istedim. (N'apiyim? Kadın çok güzel yapmış!) Bu maddeden kendime +1 veriyorum:))

-'Her güne 1 Magnum' kuralına uydum. Sadece 1 gün Magnum yerine Cornetto alasım geldi. Ehh, ikisi de Algida'nın; kardeşler... O maddeden de kendime +1 veriyorum.

Şimdiiii istatistiklere geçelim:
-Kardiyo: 0
-Yemek:1
-Tatlı:1

-Bu haftanın puanı 0+1+1=2=eh işte!


Ben bu hipotalamik amenore'yi yeneceğim ya! (Demin anacımdan güllaç istedim. Bu haftaya 'başarılı' mı desem? Neyse hade hade... Azıcık notu kıt hoca modunda oliyim, daha karizmatik oluyomuş o tip hocalar;) )


Dakikalar sonrasından edit: Annem bana ikinci güllacı isteyip istemeyeceğimi sordu. Benden cevap: 'Yok yaa... Çok da abartmiyim...' Bu hala iyileşemedim mi demek:S Ama yok yaa, kadın gocuman güllaç koymuş yani, şiştim sonrasında da... Neyse amaaan çok da düşünmeye gerek yok.


He bu arada iyi bayramlar;)


Grelin'miş...Peptit YY'ymiş... Bana ne yaa... Düzelin leyn:S

Stajını yaptığım yerdeki araştırma projemi belirlemek için makale okumakla kafayı bozdum bu aralar. Geçirdiğim süreçten dolayı Google'da elim hipotalamik amenore'ye gitmeden edemiyor.

Başlıktaki iki antipatik isimleri olan hormonla karşılaştım araştırma esnasında.

Grelin, midemizden salgılanan ve bize 'Acıktın, git buzdolabına bişiler ye' diyen hormonmuş. Nam-ı diğer: oreksijenik, yani 'ye babam ye' hormonu.

Peptit YY ise onun zıttı, yani bize doygunluk hissi verdiren hormonmuş. Nam-diğer:anoreksijenik, yani 'allah doyursun lan bi dur' hormonu.

Anoreksiya nervoza vakalarında vücut, dengesini bozmamak ve kendisine yemek yemesinin gerekliliğini hatırlarmak için grelin hormonu düzeyini artırırmış. Ancak, psikolojik sebepten doğan yemekten soğuma hissi aynı zamanda Peptit YY'yi de harekete geçirdiği için grelin hormonu yetersiz kalırmış.

Yetersiz kaldıkça grelin salınımı artar, ona reaktif olarak da peptit yy oranı coşarmış.

Peki... Vücudu maruz bıraktığımız bu 'ye babam ye' ve 'allah doyursun lan bi dur' hormonları arasındaki savaş esnasında bize n'oluyor?

İki hormonun da üreme sistemi üzerinde yan etkileri varmış maalesef. Peptit YY, rahmimizin her ay geçirmesi gerektiği östrus siklusunu baskılayan bir hormonmuş iştah kapama özelliğinin yanı sıra. Grelin ise, östrus siklusu sırasında östrojenin ihtiyaç duyduğu LH hormonunu önleyen, bu sebeple siklusu kısırlaştıran bir hormonmuş.

Normal bir kiloya ulaşsan da, bu hormonların tekrar dengeye girmesi zor oluyormuş vesselam.

'Shitttt... Nalet olsun... Ben n'aptım kendime:S' diye saçma sapan odamda 4 dönerken kendim ve benle başbaşa kaldım ve sorgulamaya başladım: 

'İyi de... Bende iştahsızlık yok ki! Tam tersi normal yaşıtım bir kızdan daha çok yediğimi düşünüyorum (Post-anoreksiya nervoza vakalarında çok sık görülen bir şeymiş aşırı iştah... Acaba neden?). Yav... Grelin'im mi yüksek yani?!?!?!'

(Emekli anoreksiğimiz sağ eliyle çenesini kaşımaya başlar)

'Ay ben bu durumu biraz irdeliyzeeeaaağğğm'

(Emekli anoreksiğimiz beynine kan gitsin diye beleşe bulduğu yoga derslerinde gördüğü gibi amuda kalkmaya çalışır, beceremez)

'Ahaa! Ampul yandıııı! O zaman ben grelin'imi düşüriyim... Yupiiii Toryum'u bulduuum'

Biraz okuyunca öğrendim ki, grelin kan şekeri düştükçe salınan bir hormonmuş. Yani normal bir insanın 3-4 saatte bir acıkıp halsiz düştüğünü varsayarsak... Grelin 3-4 saatte bir yükseliyor.

Ben spor yaptığım günlerde özellikle 2-3 saatte bir acıkıyorum. Acıkma hissimden 1-2 saat sonrasına genelde yemek yiyecek imkan bulabiliyorum. O 1-2 saatte grelin muhtemelen bana yapacağını yapıyor...

Şimdilik, kendime 'En az 3 saatte 1 ağzına bir şeyler at' kanunu getirdim.

Grelin! Git başımdan grelin!!!! İsminde bile meymenet yok :S

13 Temmuz 2015 Pazartesi

DAHA AZ SPOR YAP, DAHA KALORİLİ YE...

Çok zordur sağlık çalışanlarından bu tür bir reçete almak...

Zor olanı başardığım için kendimle gurur duyuyorum (Desem de inanmayın...)

Hayatının büyük bir kısmını, büyük basenlerinden dolayı alay konusu olarak geçirmiş birisiyim...

Hayır, hiçbir zaman vücut kütle endeksim normal sınırların dışına çıkmadı (Son 1 yılı saymazsak...)

Zaman zaman yaşlı amcalardan teyzelerden ' Ah kızım, ne kadar zayıfsın, biraz kilo al ' lafını duymuşluğum vardır geçmişimde. He bir de bunları duyduğum dönemlerle 'Ay JLo popoluuuu, o kıçı taşırken kaç kalori harcıyosooooğn?' şakalarının çakıştığı dönemlerim de olmuştur. (Vücut konusunu insanlar neden takar... Niye sevdiğimizi iddia ettiğimiz insanların sinirlerini bozmak istediğimizde direkt göbişlerine memişlerine saldırırız bilmem! O hataları ben de yaptım, kabul ediyorum. Ama özellikle şu aralar kendime uyguladığım psikolojik+fizyolojik terapi sürecinde insanlara bu şekilde takılasım gelmiyor içimden... Normal bir durum herhalde)

Tüm o saçma vücut kompleksli yorumlara rağmen hiçbir dönemimde iştahımdan ödün veren biri olmadım. Yemek benim için asla korku unsuru olmazdı.

Bazen hayat döngüsünde bir şeyler yaşarsınız minik... Sonra o yaşadığınız şey, normal stresli hayatınıza fazla gelir, yaptığınız hatalardan kendinizi sorumlu tutar ve patlarsınız ya? Bende de iştahsızlıkla patlak verdi işte o vicdan azabı!

Ne zaman uyandım biliyor musunuz?

Vücut kütle endeksimin 16'lara düştüğünü gördüğümde değil...

Yediğim kocaman pastayı 'Zaten zayıfsın, yerin var' mantalitesiyle değil de suçluluk duygusuyla indiregandi yaptıktan sonra kendimi saatlerce spor salonunda koşmaya adadığımda da uyanmadım...

Arkadaşlarımdan adım adım uzaklaştığımda da olmadı o uyanış... Tam tersine, 'Zaten gereksizlerdi' diyip daha da içime kapandım. İçim, 'ölene kadar kahve iç, spor yap, aç kal, spor yaparken kahve iç, kahve içerken aç kal... Öl, ölme ama öl' diyen şeytani sesten başka bir şey değildi... Ama seviyordum o şeytani sesi. Belki de nefret ediyordum. Ama nefret etmeyi seviyordum. İçimden nefret etmek... Kendimden nefret etmek! Nasıl bir hazdı...

Annemle babamın bir gün zorla beni tartıya çıkarıp, annemin hüngür hüngür ağladığı o gün de uyanmadım. Kilo almam gerektiğini o gün kabullenmişti içimdeki şeytani ses ama... 'Tamam, 2 kilo al. Anan baban mutlu olsun. Sonra onlara çaktırmadan geri verirsin' diyordu.

Yalancıktan kilo almayı kabul ettiğim süreçte, muhteşem bir insanla tanıştım. Bana, insanların belki daha önce hiç başıma gelmediği kadar yargılayıcı gözlerle baktığı o güçsüz dönemimde: 'Nasıl boş kalabildin ya? Dünyanın en güzel kızısın!' dedi ilk buluşmamızda. Dünyanın en güzel kızı değildim biliyorum (çünkü bütün kızlar dünyanın en güzel kızıdır, yoksa kusura bakmayın mütevazi takılamayazaam, ÇOK GÜZELİM BEEE), ama o gün dünyanın en mutlu kızıydım. Birkaç hafta öncesinde altımda duran tartıya bakıp ağlayan anneciğim, özene bezene hazırlamıştı beni o buluşmaya. 'Dünya güzeli' olduğumu söylemişti o da beni yollamadan.

O gün, sürekli duyduğum 'Çok zayıfsın... Bu kollarla nasıl yaşayabiliyorsun?' laflarını duymaz olduğum ender günlerden biri olmuştu. Ama hayır, uyanmamıştım...

Ben ne zaman uyandım biliyor musunuz?

Bilmiyorsunuz tabi...

Dürüst olucam, ben de bilmiyorum!

Belki de hala uyanmamışımdır? (Dedi ve Magnum'undan bir ısırık aldı)

12 Temmuz 2015 Pazar

VERDİĞİM YENİ SÖZLER...

'Kendi emeğiyle yapmışsa, sana bir şey ikram edenin ikramını ye!' cümlesi kendime verdiğim sözlerden biriydi bu kilo alma maratonu sürecinde...

Tahmin ettiğimden daha zormuş uymak vallaha bu kurala :S

Hele ki aşırı cömert bir ailenin öğle yemeğine gidip porsiyonlarca yemek üstüne dilim dilim pasta tatlı yedikten sonra bir de evde ana baba zoruyla yemek yemesi...

Ahh ah!

Kilo almaya çabalamak neden bir insanı mutsuz eder ki?

Tatlıları ilaç niyetine yemekten daha keyifli bir şey olabilir mi bu dünyada?

Neden kötü hissettiriyor?

...

11 Temmuz 2015 Cumartesi

KENDİME GÖRE GELİŞİYORUM

2 hafta önceydi sanırım, Kadıköy'deki Nobel Tıp Kitabevi'ne bir uğrayayım dediydim. (Bloga denk gelen tıpçı kankilere sesleniyorum, Fatih yerine Kadıköy'dekine gidin arkadaşlar. Satıcı abiler çok daha yardımsever, fikir sahibi, he bir de öğrenci halinden de cüzdanından da anlayan cinsten;) )

Kitapçının bulunduğu pasajda Herbalife'ın beleş vücut analizi kampanyasına rastladım. Beleş ya... Şu aralar en büyük fobim vücudumdaki yağ oranını öğrenmek zorunda kalmak da olsa... Kaçırmam işte.

Aylardır tartılmamıştım. Görüntüm bu zaman zarfında bayağı bir normalleştiği (halk dilinde ele avuca geldiğim) için 50 kg'ın üstünde çıkarım diyordum. Hele bir de tok karna falan... Garanti vermiştim.

Verilmiş sadakam varmış. 50.1 kg çıktım. Yağ oranım da %7.2

Ehh... En azından düşmediğini gördüğüme sevinmiştim. Son ölçtüğümde kilom 48 kg civarında, yağ oranım da %4 gibi çıkıyordu. 'Benim gibi pseudo-recovery modunda biri için... Gelişim var!' dedim ve konuyu kapattım.

Sonraki haftasonu ultrason randevusu aldım, eski halime göre daha iyi bir konumda olduğumu öğrendim... Sevindim... Ve ne yalan söyliyim, hafiften motive de oldum. Konunn üstüne gitmeye karar verdim.

Ailemle yaptığım 1 haftalık Bodrum tatili benim için inanılmaz bir ilaç oldu diyebilirim. Her sene yaptığımız 'ye-iç-yat' türü bir açık büfe tatiliydi. Hep annemlerin yanında durmak zorundaydım elbette. O yüzden, 'ben size şezlong kapmaya gidiyom' ayağına kendimi odadan dışarı atıp minik çapta yaptığım 15 dk'lık koşular dışında bir spor aktivitem de olmadı. (Bir de babikle yaptığım yüzme yarışları var elbette. Ama o sayılmaz... O eğlencesine...)

Tatile gitmeden evvel kendime bir konuda söz vermiştim: 'Açık büfede denenmedik bir yemek bırakmayacaksın!'

Bilirsiniz, 5 yıldızlı tatilköylerinin huyudur yemekleri kral sofralarına layık yapıp tatlılarda mısır şurubundan ileri gidememek. Tatlılarını beğenmediğim için 'Her güne ayrı bir tip Magnum' kuralına uydum bu hafta. Onun dışında kendime verdiğim sözü de tuttum ve açık büfede denenmedik şey bırakmadım! (Evet... Öğün başı 2 tepelemesine dolu koca tabak demek oluyor bu!)

Sonuç... Eve geldiğimizde annem de babam da 2 kg mı ne almıştı. Çılgına döndüler...
Ben aç karna tartılınca 49.2 kg çıktım. Ki bu da bence bir gelişme... (6 ay önce 44-47 kg arası değişen bir ortalamam vardı sonuçta.)

Onun dışında kendime yeni sözler verdim...
1-Kardio'yu haftada 5'ten fazla yapma, yaptığın kardio'ların max 1 tanesi 20 dakikayı geçsin. O gün kas çalışmak yasak!
2-Biri sana bir şey ikram ettiğinde, kendi eliyle yaptığı bir şeyse ye!
3-'Her güne 1 Magnum' kuralına uy!

Şimdilik bu kadar. Beni özleyin anacım!