20 Eylül 2015 Pazar

BİR DEMET ÇİÇEK

Dün gece aldığım o üzücü haberden beri aklım çok karışık.

Merhum lise arkadaşımın geçirdiği trafik kazasının detaylarını biraz biraz öğrendim.

1- Düşündüğümün aksine, arabayı kendisi değil; babası sürüyormuş.
2-Bize ilk söylendiği gibi babası yoğun bakımda değilmiş; tıpkı annesi gibi, kazayı kırık çıkıklarla atlatmış.
3-Cenazeye annesi de babası da katılmış.

Birkaç gün önce, üniversiteden bir arkadaşımın doğumgününde aldığı talihsiz bir haber sonucu hepimiz soluğu Ümraniye Camii'sinde alıp, arkadaşın anneannesini son yolculuğuna uğurlamıştık. Dua edilirken, gözüm arkadaşımın annesine ilişmişti. Kadıncağız, avlunun bir köşesine sığınmış; dengesini kaybetmemek için mücadele ediyordu. Yorgun, mutsuz, çaresizdi.

Gözyaşlarıma hakim olamamıştım.

Lise arkadaşımın ailesinin o cenazedeki halini düşünmek bile istemiyorum.

Ama düşündüm...

Ve yine gözyaşlarıma hakim olamadım.

Bu sefer soluğu, Konya'da kılındığı için cenazede alamadım; onun yerine spor salonuna gittim.

Kendime acı çektirircesine spor yaptım.
Eski zamanlarımdaki gibi spor yaptım.

Ve biliyor musunuz? Hayatımda ilk defa, o spor bana kendimi iyi hissettirdi.

Gerçekten, bazı zamanlar oluyor ki; acı çekmek insana iyi geliyor. Önceki acını dindiriyor.

Sanırım, gerçekten de çivi çiviyi sökebiliyor.

Yaptığım spordan dolayı pişman değilim. Olmuş bitmiş bir şey için üzülmektense, erkek arkadaşımın bana 'hastane nöbeti hediyesi' olarak aldığı bir demet çiçeğe bakıp, salak salak gülümsemek daha iyi bir fikir.

Dünden sonra, önemli bir şeyin farkına daha vardım. Hayat, sırf bize yasaklandı diye istediğimiz şeyi yapmamamız için fazla kısa. İstiyorsak, yapacağız. Ertelemek gibi bir lüksümüz yok.

Bugün halsiz düşene kadar spor yapmak istedim, yaptım.

Bu haftanın sonuna kadar, sırtıma dövme yaptırmak istiyorum. YAPTIRACAĞIM!

Bu kadar...

İyi geceler:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder