Çok zordur sağlık çalışanlarından bu tür bir reçete almak...
Zor olanı başardığım için kendimle gurur duyuyorum (Desem de inanmayın...)
Hayatının büyük bir kısmını, büyük basenlerinden dolayı alay konusu olarak geçirmiş birisiyim...
Hayır, hiçbir zaman vücut kütle endeksim normal sınırların dışına çıkmadı (Son 1 yılı saymazsak...)
Zaman zaman yaşlı amcalardan teyzelerden ' Ah kızım, ne kadar zayıfsın, biraz kilo al ' lafını duymuşluğum vardır geçmişimde. He bir de bunları duyduğum dönemlerle 'Ay JLo popoluuuu, o kıçı taşırken kaç kalori harcıyosooooğn?' şakalarının çakıştığı dönemlerim de olmuştur. (Vücut konusunu insanlar neden takar... Niye sevdiğimizi iddia ettiğimiz insanların sinirlerini bozmak istediğimizde direkt göbişlerine memişlerine saldırırız bilmem! O hataları ben de yaptım, kabul ediyorum. Ama özellikle şu aralar kendime uyguladığım psikolojik+fizyolojik terapi sürecinde insanlara bu şekilde takılasım gelmiyor içimden... Normal bir durum herhalde)
Tüm o saçma vücut kompleksli yorumlara rağmen hiçbir dönemimde iştahımdan ödün veren biri olmadım. Yemek benim için asla korku unsuru olmazdı.
Bazen hayat döngüsünde bir şeyler yaşarsınız minik... Sonra o yaşadığınız şey, normal stresli hayatınıza fazla gelir, yaptığınız hatalardan kendinizi sorumlu tutar ve patlarsınız ya? Bende de iştahsızlıkla patlak verdi işte o vicdan azabı!
Ne zaman uyandım biliyor musunuz?
Vücut kütle endeksimin 16'lara düştüğünü gördüğümde değil...
Yediğim kocaman pastayı 'Zaten zayıfsın, yerin var' mantalitesiyle değil de suçluluk duygusuyla indiregandi yaptıktan sonra kendimi saatlerce spor salonunda koşmaya adadığımda da uyanmadım...
Arkadaşlarımdan adım adım uzaklaştığımda da olmadı o uyanış... Tam tersine, 'Zaten gereksizlerdi' diyip daha da içime kapandım. İçim, 'ölene kadar kahve iç, spor yap, aç kal, spor yaparken kahve iç, kahve içerken aç kal... Öl, ölme ama öl' diyen şeytani sesten başka bir şey değildi... Ama seviyordum o şeytani sesi. Belki de nefret ediyordum. Ama nefret etmeyi seviyordum. İçimden nefret etmek... Kendimden nefret etmek! Nasıl bir hazdı...
Annemle babamın bir gün zorla beni tartıya çıkarıp, annemin hüngür hüngür ağladığı o gün de uyanmadım. Kilo almam gerektiğini o gün kabullenmişti içimdeki şeytani ses ama... 'Tamam, 2 kilo al. Anan baban mutlu olsun. Sonra onlara çaktırmadan geri verirsin' diyordu.
Yalancıktan kilo almayı kabul ettiğim süreçte, muhteşem bir insanla tanıştım. Bana, insanların belki daha önce hiç başıma gelmediği kadar yargılayıcı gözlerle baktığı o güçsüz dönemimde: 'Nasıl boş kalabildin ya? Dünyanın en güzel kızısın!' dedi ilk buluşmamızda. Dünyanın en güzel kızı değildim biliyorum (çünkü bütün kızlar dünyanın en güzel kızıdır, yoksa kusura bakmayın mütevazi takılamayazaam, ÇOK GÜZELİM BEEE), ama o gün dünyanın en mutlu kızıydım. Birkaç hafta öncesinde altımda duran tartıya bakıp ağlayan anneciğim, özene bezene hazırlamıştı beni o buluşmaya. 'Dünya güzeli' olduğumu söylemişti o da beni yollamadan.
O gün, sürekli duyduğum 'Çok zayıfsın... Bu kollarla nasıl yaşayabiliyorsun?' laflarını duymaz olduğum ender günlerden biri olmuştu. Ama hayır, uyanmamıştım...
Ben ne zaman uyandım biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz tabi...
Dürüst olucam, ben de bilmiyorum!
Belki de hala uyanmamışımdır? (Dedi ve Magnum'undan bir ısırık aldı)
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil